APM'den Haberler

article thumbnailAmerika Türk Dernekleri Kurulu, APM'de
24/08/2010

Amerika Türk Dernekleri Kurulu (Assembly of Turkish American Associations - ATAA) Başkanı Günay EVINCH (ÖVÜNÇ), 20 Ağustos Cuma günü derneğimize bir nezaket ziyaretinde bulunmuştur. Alt [ ... ]


article thumbnailAPM Başkanı İngiltere'de
02/06/2010

Alternatif Politikalar Merkezi Başkanı Dr. Mahmut KOÇAK, 2-5 Haziran 2010 tarihleri arasında, İngiltere’nin başkenti Londra’ya bir çalışma ziyareti gerçekleştirecektir. Bu ziyaret s [ ... ]


article thumbnailAPM Bölgesel Düşünce Platformu Hazırlık Toplantısı’na Katıldı
10/05/2010

T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından 06 Mayıs 2010’da, 26 Ocak 2010 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen “Asya’nın Kalbi’nde Dostluk ve İşbirliği için İstanbul Zirvesi” n [ ... ]


Diger Haberler

APM video

Irak Anayasası Bağlamında Büyük Ortadoğu Projesi PDF Yazdır e-Posta
Konferanslar
Pazar, 05 Temmuz 2009 17:11

salha_3Irak Anayasası Bağlamında Büyük Ortadoğu Projesi 

Prof. Samir Salha

Irak'ta kitle imha silahları bulunduğunu iddia eden ABD, uluslararası kuruluşların desteğini almak için sürdürdüğü girişimlerden elle tutulur bir sonuç alamayınca 20 Mart 2003 tarihinde operasyonu başlattı.  2003 yılının sonunda Saddam Hüseyin’i yakaladı. 


  
 2004 yılının başlarında ‘Irak Geçici Yönetim Konseyi’ kuruldu ve bu çerçevede çoğunlukla ABD güdümünde hazırlanan Taslak Irak Anayasası 15 Ekim 2005 tarihinde referanduma sunuldu. Taslak Irak Anayasası referandumdan geçerek tüm Irak halkı için kurucu metin haline gelmiştir.
Taslak anayasanın oluşturulması süreci savaşın bizzat kendisinden bile önemli hale gelmiştir. Zira Irak’ın geleceğinin ona göre şekilleneceği anayasa, savaşın getirdikleri ve götürdüklerinin somut neticelerinden biri olarak ön plana çıkmıştır, özetle İlk olarak 2003 yılında Irak’ta göreve başlayan Amerikalı sivil yönetici Paul Bremer göreve gelmesinden itibaren, Bush yönetiminin büyük  etkisi olduğu iddia edilen  bir dizi yasa çıkarılmaya başlanmıştır. Bu yasalar arasında özellikle 39. 40. 49. ve 18. maddeler büyük tartışmalara sebep olmuştur. Bu maddelere göre Irak’ta devletin sahip olduğu girişimlerin  özelleştirilmesinin yönetimi koalisyon güçlerine devredilmiş, %100 yabancı kaynaklı şirketlerin petrol sektörü dışındaki sektörlerde faaliyet göstermesine izin verilmiş, yerli şirketlerle aynı haklar bu yabancı sermayeli şirketlere de tanınmış, sınırsız düzeyde kârın ülke dışına çıkışı vergiden muaf tutulmuş ve şirketlerin lisans süreleri kırk yıl olarak belirlenmiştir.
  
 Bu köklü değişimlerin yapılabilmesi tek taraflı olarak imkansız olduğundan, Amerikan yönetiminin, daha savaş başlamadan önce Amerikan müdahalesini destekleyen, serbest piyasa ekonomisini savunan  ve koalisyon güçlerinin varlığını kabullenebilen Iraklı sürgündeki grupları bir araya topladığı iddia edilmektedir.

ANAYASA REFERANDUMU

Irak’ta 15 Eylül’de yapılan anayasa referandumunda 15 milyon kayıtlı seçmenin yaklaşık 9 milyonu oy kullanmıştır. Referandum günü ve öncesi direnişçilerin saldırıları ve güvenlik zaafiyetleri ortaya çıksa da katılım % 60 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmiştir
   
Irak Bağımsız Seçim Komisyonu tarafından 25 Ekim’de gecikmeli olarak açıklanmış ve Irak Anayasası %78’le kabul edilmiştir. Irak genelindeki 18 eyaletten en az üçünde, üçte iki çoğunlukla anayasaya hayır oyu çıksaydı anayasa reddedilecek ve anayasa hazırlanma süreci tekrar başlayacaktı.
Referandumun ardından gelen ilk sonuçlarda iki Sünni yoğunluklu eyalet olan El Ambar ve Selahaddin’de anayasanın reddedildiği haberleri gelse de Diyala’da hayır oranı % 48’de, Ninova’da ise %55’te kalarak  Irak’ın federal anayasanın kabulü Sünniler tarafından engellenememiştir. 15 Aralık’ta yeni bir parlamento seçimi yapıldı  ve kabul edilen anayasa çerçevesinde ülkeyi yönetecek yeni bir hükümet oluşturulacaktır.
  
ABD önderliğinde başlatılan harekatların sebeplerini, bu sebeplerin haklılığını, hukuka uygunluğunu, ortaya çıkardığı siyasi durumu ve sonuçlarını daha iyi anlayabilmek için Irak anayasasının taşımış olduğu maddelerine göz atmak yeterli olacaktır.

ANAYASA
 
Anayasa Kökeni Latince “kurmak” (constituo) ya da “kuruluş” (constitutio) kelimelerine dayanan, günümüz Türkçe’sinde de “anayasa” olarak anılan kavram, ilk olarak Roma hukukunda imparatorun yaptığı yasama niteliğindeki işlemleri tanımlamak için de kullanılmıştır. sınırlandırılması gereksinimini karşılamaktadır. Bu kapsamda anayasa için, “bireyin sahip olduğu hak ve özgürlükleri korumak maksadıyla siyasal iktidarı sınırlamaya yönelik ilke ve düşünceler bütünüdür” tanımı yapılabilir.

Anayasa ve Irak’ın geleceği ile ilgili en önemli tartışma, taslak metnin ülkenin bölünmesine veya bir iç savaşa neden olup olmayacağı olmuştur. Bu anayasanın Irak’ın diğer anayasalarından farkı hazırlanışında toplumun büyük bir kısmını oluşturan Şii Araplar ve Kürtler’in temsilcileri tarafından müzakere edilmesi olmuştur. Önce ABD yönetimi tarafından dışlanan, daha sonra referandumun günümüzde ise anayasa, siyasi iktidarların, doğası gereği sahip oldukları gücün olumsuz sonuçları endişesiyle sürece dahil edilen Sünni Araplar’ın katılımıyla bir metin ortaya çıkmıştır. Nihai olarak ortaya çıkan yeni Irak anayasası, uzun süren siyasi ve sosyal süreçlerin toplumun geniş katmanları arasındaki bir uzlaşması değildir. Tersine düşmanca tavırların, iç ve dış baskıların ve zaman ile mekanın kısıtlı oluşunun bir sonucudur. 
 
Etnik ve dini temeller üzerine inşa edilen anayasanın, direniş eylemlerini durdurmaktan ziyade ateşleyeceği, ülkedeki etnik ve mezhepsel ayrılığı artıracağı ve parçalanmayı hızlandıracağı sanılmaktadır. ABD ısrarla Irak’ın toprak bütünlüğünün kendi çıkarına olduğunu vurgulamışsa da mevcut durum filli bölünmeye ve iç savaşa doğru gitmektedir. Örneğin, Irak Anayasası’nın  siyasi içerikli başlıkları incelenirken, metinde yer alan  rejim sorunu, federal makamlar ve bu makamları oluşturan unsurlar, devletin işleyişi gibi konular sırasıyla ele alındığında ortaya çıkan tablo aşağıdaki gibidir. 

Irak’ın federe yapısı, anayasa metninin 1. maddesinde ifâde ediliyor: “Irak Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir millettir ve yönetim tarzı  demokratik, federal, temsili (parlamenter) bir cumhuriyettir.” denilmektedir.
 
Sünniler, Irak’ın federe bir yapıya kavuşmasına kesin bir şekilde karşı olduklarını ortaya koymuşlardı. Buna rağmen anayasa metninde Irak’ın federe bir devlet olduğunun açık bir şekilde ifade edilmiş olması, Kürtler ile Şiilerin, Sünnilerin taleplerini büyük ölçüde göz ardı ettikleri anlamına gelmektedir.Egemenliğin kullanılması ile ilgili olarak 6.maddede “Millet iradesinden kaynaklanan egemenlik yetkisi bu anayasada yer verilen ilkelere uygun olarak el değiştirir.” denilmekte ki, ucu açık ve anlaşılması zor bir maddedir

Şiilerin ve Kürtlerin ortak amaçlarından bir tanesi olan Irak’ı Bağımsızlaştırma konusunda 7.madde şöyle demektedir: “Irkçılığı, terörizmi vb. haklı gören, teşvik eden veya savunanlar, özellikle de Irak’taki Saddamist Baas ve hangi isimde olursa olsun onun sembolleri yasaklanmıştır. Saddamist Baas’ın Irak’ın çok taraflı siyasi sisteminin parçası olmasına izin verilmeyecektir

Madde 47’de ilginç ifadeler barındırmaktadır. “Federal Yasama organı Millet Meclisi ve Federal Meclis’ten oluşur” denilmekte. Sözü edilen Millet Meclisi’nin yapısı, oluşumu görev ve yetkileri açıkça belirtildiği halde, ikinci yasama meclisi olan Federal Meclis için, 63. maddede “Bu Meclis, bölgelerden ve bir bölgeye dahil olmayan vilayetlerden gelen temsilcilerden oluşur.” denilmek suretiyle Federal Meclis makamı muğlaklaştırılmıştır

Irak Anayasası maddeleri, gerek içinde barındırdığı “…kanunda düzenlenecektir” ibareleri gerekse tüm hususları içermemesi sebebiyle ortaya çıkan hukuksal boşluklar ve çağdaş normlara aykırı, zorunlu, göstermelik bir uzlaşı sağlamaktadır.
 
Bizce Anayasanın ilk 4 maddesi durumu özetlemektedir

Madde 1:
“Irak Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlettir. Yönetim şekli cumhuriyetçi, federal ve parlamenter demokrasidir.”

Madde2:
“Devletin resmi dini İslam’dır ve yasamanın başlıca kaynağıdır.
1.a.İslam’ın değişmez hükümleriyle çelişen yasa çıkartılamaz.”
   ”Irak çeşitli milliyet, din ve mezheplerden oluşan ve İslam aleminin parçası olan bir ülkedir.
  
Madde3:
”Irak çeşitli milliyet, din ve mezheplerden oluşan ve İslam aleminin parçası olan bir ülkedir. Arap Birliği’nin kurucu ve etkin bir üyesi olan Irak, birliğin metnine bağlıdır.”

Madde4:
“1. Irak Cumhuriyeti’nin resmi dilleri Arapça ve Kürtçe’dir. Irak halkının, mevcut eğitim kuralları çerçevesinde devlet okullarında çocuklarına Türkmence, Süryanice ve Ermenice gibi anadillerin öğretilmesini sağlama hakları bu anayasayla güvence altına alınmıştır.”

Kürtlerle ilgili maddelere göz atarsak Yeni Anayasa’nın 1. maddesinde  Irak, “demokratik, federal ve parlamenter cumhuriyet” olarak nitelendirilmektedir.
Yani  federal ve özerk yapı onaylanmaktadır
      
Yeni anayasanın 4. maddesinde Irak’ta iki resmi dil (Arapça ve Kürtçe) olduğu belirtilmektedir. Böylece anayasa, yaklaşık 70 yıldır ülke yönetiminde ciddi olarak temsil edilemeyen, kültürel haklarını kullanamayan bu gruplara geniş haklar tanımaktadır
       
Anayasayla kabul edilen Kürdistan bölgesi şimdilik 3 il yani; Dahuk, Erbil ve Süleymaniye’yi kapsamaktadır. Ancak, bu bölgenin sınırları civar illerde yapılacak referandumlarla genişlemeye müsaittir. Çünkü Anayasa’nın 116. maddesi de; “Bir veya daha fazla sayıda vilayetin, talep gelmesi durumunda referandumla bir bölge oluşturmasını” mümkün kılmaktadır. Bunun şartı şudur: Bölgeleri oluşturmak isteyen vilayetlerin meclisinin 1/3’ünün talebi veya vilayetlerdeki seçmenlerin 1/10’unun talebi gerekmektedir. Dikkat edilecek olursa ne salt çoğunluk dediğimiz ½, ne de nitelikli çoğunluk dediğimiz 2/3 oranı yerine basit bir çoğunluk bile vilayetin kaderini değiştirmeye yetmektedir
      
Kürtlerin temel talepleri, Kuzey Irak’taki kanunlarının federal kanunların üzerinde olması, peşmergelerin bölgesel askeri güç olarak kabulü, doğal kaynakların kontrolü, toprak sorunlarının çözülmesine yönelik bir formül, gümrük kapılarının kontrolü, devlet ve din ilişkilerinin düzenlenmesinde makul bir denge yönünde olmuştur. Bunlara ek olarak; cumhurbaşkanlığı, maliye, savunma ve içişleri bakanlıkları; Kerkük’ün Kürdistan federal bölgesine dahil edilmesi, petrolden elde edilen %17’lik payın %25’e çıkarılması da vardır. Kürtlerin  bu süreçteki en önemli üstünlükleri, siyasi liderlerinin ne istediklerini bilmeleri, siyasi konjonktürü iyi değerlendirmeleri
Yeni anayasanın kabulü sonrası, 1 Kasım 2005 günü Mesud Barzani Chatham House’da  katıldığı toplantıda ilginç mesajlar vermiştir. Demokratik kurumların yeniden gelmesi ve tahrip olan alanların yeniden inşa edilmesi konusunda örnek olduklarını açıklayan Barzani, ayrıca anayasa uyarınca mevcut petrol üretiminden gelirin federal hükümete gideceğini ve yeni keşfedilen yataklara hem iznin Kürdistan Hükümeti’nce verileceğini hem de gelirin bölgede kalacağını söylemiştir. Bu gibi açıklamalar Kürt halkının harekete geçtiğine ve Irak’ta yeni bir düzenin kurulacağına ışık tutmaktadır.

DİNSEL YÖNDEN
      • Taslağın önsöz (giriş) kısmında geçen “gerçek imamların ikametgahı“ ibaresi ve Şii inanışında önemli bir mevki olan imametten bahsedilmesi sonucu Sünni inanç dışlanmıştır. Zira; imamet Şiilikte kutsal bir makamdır.
      • Şiiler, İslam’ın , yasamanın tek kaynağı olması taleplerini tam olarak kabul ettirememişlerdir. Bunun yerine, İslam kaynaklardan biri olarak kabul edilmiştir. Yine de bu madde Şii anlayışı desteklemektedir. “İslam, devletin resmi dini ve yasamanın temel  kaynağıdır. İslam’ın kesin kuralları ile çelişen kanun yapılamaz. Demokrasi ilkeleri ile çelişen kanun yapılamaz. Anayasa’ da garanti altına alınan, temel hak ve özgürlükler ile çelişen kanun yapılamaz“ (mad.2-f.1)Burada İslam’dan anlaşılan Şii İslam anlayışıdır. Devlet ile din arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır ve devlet yönetiminde  “yüce dini otoriteler“ önemli roller oynamaktadır.“Buna karşılık teokratik sayılan Sünni devletlerde, dini otoriteler, siyasi otoritelerin elinde siyasi iktidarlarının meşrulaştırıcısı rolünü üstlenmektedirler
Noah FELDMAN, konuyu şöyle özetlemiştir “bu formül islami ve demokratik değerlere eşit kuvvet atfetmeye” yöneliktir. Bu durumda Irak’taki yeni yapılanma sonucu oluşan devlet, ne Afganistan ve Suudi Arabistan’daki gibi şeriata dayalı bir teokrasi, ne de İran gibi dini otoritelerce yönetilen bir teo – demokrasidir. Güçler ayrılığı, yasanın üstünlüğü, egemenlik ve anayasacılık, insan hakları ve çoğulculuğa dayalı bir islami demokrasidir.

Irak Anayasası kimi çevrelerce ‘İslâm dünyasının en liberal anayasası’ olarak yorumlanmakta, Amerikalılar da bu yorum sebebiyle gurur duymaktadır. Hatta bu anayasanın Türkiye Anayasası’ndan dahi daha özgürlükçü olduğunu iddia edenler de olmakla beraber, bu ifadeler yanıltıcıdır. Çünkü anayasa bir mutabakata değil, dayatmalara dayanmaktadır. Bütün taraflar gelecekte uygun zamanın gelmesini beklemektedir. Tarafları tatmin edebilmenin imkansız olduğu coğrafyada, Kürtler önce federal devlet, ardından bağımsızlık istediklerini saklamamaktadırlar.

Ilımlı İslam modeline uygun olarak hazırlanan anayasada anahtar sözcük; dengedir. Bu denge, İslam ile demokrasi arasında kurulmaya çalışılırken seküler niteliğini yitirmiş ve yerini kamplaşmaya bırakmıştır. Heterojen dini ve etnik yapıya sahip  toplumlarda baskıya uğrayan çeşitli gruplar arasında kutuplaşmalar artar, çoğulculuk sözde varolan bir nitelik halini alır. Parlamenter demokrasi ile yönetilen Lübnan’da bu özellikleri görmek mümkündür.
   
Seküler bir yapıya sahip olmaktan çok uzak olan Irak Anayasası da konfesyonalizm üzerine kurulmuş bir demokrasi görünümündedir ve kutuplaşma her geçen gün daha da güçlenmektedir

EKONOMİK YÖNDEN

Irak anayasasında bulunan ekonomiye ilişkin maddeler; ekonomik haklar, Bakanlar Kurulu, Irak Merkez Bankası ve Federal Otoritelerin ekonomi alanındaki görev ve yetkileri, Irak petrolüne ilişkin maddeler ve su kaynaklarına ilişkin maddeler olmak üzere dört ana başlık altında birleştirilebilir .

Irak’ın yeni ekonomik modelini belirleyen özel bir madde olmamasına rağmen satır aralarında verilen ipuçlarından yeni ekonomik modelin ne olacağına ilişkin bir takım sonuçlara varılabilmektedir. Ekonomik haklar Anayasanın  22. maddeden itibaren ele alınmıştır.

Mad.22:
Onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri amacıyla ‘çalışmak’, bütün Iraklılar için bir haktır.

Yasalar işçi ve işveren arasındaki ilişkileri sosyal adalet ilkelerine uygun olarak iktisadi temeller üzerinde düzenler.
Devlet, vatandaşların sendika ve meslek örgütü kurma ve bunlara üye olma hakkını teminat altına alır. Bu husus yasalarla düzenlenir

Mad.23:
Özel mülkiyet güvence altındadır. Mülk sahipleri yasanın çizdiği sınırlar dahilinde mallarından yararlanabilir ve dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir.
Hiç kimsenin özel mülküne, kamu menfaati için ve adil bir tazminat verilmediği sürece el konulamaz.

a. Iraklıların, Irak’ın herhangi bir yerinde gayri menkul edinme hakkı vardır. Irak vatandaşı olmayanlar yasalarla getirilen istisnalar haricinde gayri menkul edinemezler.

b. Demografik yapının değiştirilmesi amacıyla gayri menkul edinmek yasaktır.

Mad.24:
Devlet, Irak çalışanlarının, mallarının ve sermayelerinin bölgeler ve vilayetler arasında özgür bir şekilde yer değiştirebilmesini güvence altına alır. Bu hususu bir yasa düzenler.

Mad.25:
Devlet, Irak’ın bütün kaynaklarından faydalanılmasını ve bu kaynakların çeşitlendirilmesini teminen modern iktisadi esaslara uygun olarak özel sektörün teşvik edilmesini ve geliştirilmesini sağlar, bu şekilde Irak ekonomisinin ıslah edilmesini güvence altına alır.

Mad.26:
Devlet çeşitli sektörlerde yatırım yapılmasını teşvik eder. Bu husus yasayla düzenlenir.

Mad.27:
Kamu mallarının dokunulmazlığı vardır. Bunları koruyup kollamak her vatandaşın görevidir.

Devlet mallarının korunması, yönetilmesi, bunlar üzerinde tasarrufta bulunulması ve/veya bunlardan hangi şartlar altında feragat edileceğinin esas ve sınırları yasayla düzenlenir.

Yasada belirtilmedikçe vergi ve harç konulamaz, değiştirilemez, toplanamaz ve kimseye muafiyet tanınamaz.

Alt  gelir seviyesine sahip olanlara, asgari yaşam standardı sağlamak üzere vergiden muafiyet tanınır. Bu husus yasayla düzenlenir.

Madde31:
Her Iraklının sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı vardır. Devlet, önleyici sağlık tedbirleri almak, hastane ve sağlık kurumları inşa etmek suretiyle genel sağlık hizmetlerini sunar. Hastalıklardan korunma ve tedavi imkanlarını sağlamakla yükümlüdür.
Fertlerin ve kurumların devletin gözetimi altında özel hastane, dispanser veya sağlık ocağı açmaları mümkündür. Bu husus yasayla düzenlenir

Madde34:
Eğitim, toplumun ilerlemesi için temel faktördür ve devlet  tarafından güvence altında tutulan bir haktır. İlköğretim mecburidir. Devlet, cehalete karşı mücadele eder ve vatandaşların okuma-yazma öğrenmelerini sağlar.
Ücretsiz öğretim bütün Iraklılar için her kademede (ilk-orta-lise-üniversite)   bir haktır.

Devlet barışçıl amaçlar için yapılan, insanlığa, mükemmeliyete, yaratıcılığa, icat etmeye ve dahiliğin farklı ve çevrelerine hizmet eden bilimsel araştırmaları teşvik eder.
Özel ve kamu öğretimi güvence altına alınmıştır ve yasayla düzenlenir.

IRAK PETROLÜNE İLİŞKİN MADDELERİN İÇERİĞİ VE DEĞERLENDİRMESİ
 
Anayasada bulunan 109, 110 ve 112. maddeler ülke petrolünün mülkiyet haklarını, çıkarılması ve dağıtımı  hususlarını belirlemektedir.
Irak’ta bulunan petrol ve doğal gaz, çeşitli bölge ve vilayetlerde yaşayan Irak halkının malıdır.

Mad.109 ‘‘Irak petrolü bütün Irak halkınındır’’ demekte ancak daha sonra ‘‘çeşitli bölgeler ve vilayetlerde yaşayan’’ diye eklemektedir. Bu ikinci ifade kafa karıştırıcı  ve yoruma açık bir anlam taşımaktadır. Belki de ileride olası bir bölünme durumunda kendini Irak halkı diye tanımlamayanların da petrolden pay alabilmesini amaçlamaktadır. Ayrıca petrolün özel mülkiyeti ile ilgili herhangi bir madde bulunmamaktadır. Yani Irak’lı olmayanlar için petrolün özel mülkiyeti yasaklanmamıştır. Petrolün yabancılara ait olması Amerikan yönetimi tarafından çıkarılan yasalarla yasaklanmıştı, ancak bunlar kolayca değiştirilebilecek geçici yasalardır.   

Mad.110 birçok yönüyle en çok tartışılan maddelerden biridir. Daha en  başta ‘‘mevcut petrol yatakları’’ ifadesi kullanılmıştır. Yani gelecekte tespit edilecek, bulunacak petrol yataklarının akibetinin ne olacağı belli değildir. Bunlarla ilgili bir yasal düzenleme yoktur. Ülkenin bilinen 80 petrol kaynağındaki 112 milyar varil toplam petrol rezervinin 40 milyon varillik kısmı şu an kullanımda olmadığından bu maddedeki “mevcut” kavramının dışında kalmaktadır. Kullanımda olmayan ve gelecekte tespit edilecek olan kaynakların yabancı petrol şirketlerine sunulmaya hazırlandığı iddia edilmektedir. 
 
Yine Mad.110’da ‘‘federal hükümet, bölge hükümetleri ve vilayetler petrol çıkarılmasını eş güdüm yaparak sağlar’’ denmektedir. Burada yetkinin tam olarak kime verildiği açıkça belli değildir. Güneyde kurulmak istenen Şii devleti ve kuzeyde kurulmak istenen Kürt devletleri kendi bölgelerinde bu işi kendi başlarına yönetmek istemektedir. Halkın genel yöneliminin, petrole tek grubun hakim olmasının engellenmesi için petrol endüstrisinin özelleştirilerek yabancılara satılması yönünde değiştirilmeye çalışıldığı iddia edilmektedir. ‘‘Eski rejim tarafından haksız şekilde mahrum bırakılan bölgelere ilave pay verilmesi’’ ifadesi de Şii ve Kürtlerin , Sünnilere karşı kazandığı büyük bir zafer olarak değerlendirilebilir.

Anayasada, petrolün kimin tarafından işlenip satılacağına dair bir ifade de mevcut değildir. Mad.25’te yer alan “modern iktisadi prensiplere uygun olarak yatırım teşvik edilir” ifadesi çok uluslu şirketlerin petrolün çıkarılma ve satış işinde başrol oynayacağı yönünde yorumlanabilir. Mad.110 da geçen ‘‘en ileri teknolojiye göre’’ ifadesinin de uluslararası şirketleri kastettiği belirtilmektedir. Nitekim IUPŞ’ın, Irak’ın güneyindeki 11 petrol sahasının geliştirilmesi için BP, Chevron, Eni ve Total ile görüşmelere başladığı, petrol yasasının geçmesinin ardından 2006’nın ilk 9 ayında yabancı şirketlerle anlaşmalar yapılacağı ifade edilmektedir. İngiliz The Independent gazetesinin “Irak Petrolü:Savaş Ganimetleri” adı altında verdiği rapora göre petrol kaynaklarının üretim ve dağıtım haklarının yabancı şirketlere verildiği ‘’Üretim Paylaşım Anlaşmaları diye adlandırılan bu anlaşmalar, hiçbir demokratik denetim olmadan, halkın onayı alınmadan, Irak mahkemelerinin görev alanı dışında bırakılarak yapılması ve uzun vadeli olması bakımından eleştirilmektedir. Uluslararası şirketlere büyük avantajların sağlandığı ifade edilen raporda Irak’ın bu anlaşmalardan kaybının 200 milyar dolar olacağı öne sürülmektedir.
 
Petrol şirketleri ise baskı gruplarının hazırladığı bu raporun sadece varsayımlara dayandığını savunmaktadır. Irak hükümetinin ülkenin yeniden inşası ile ilgilenmesi gerektiğini, başka harcamalardan kısarak petrol sektörüne yatırım yapmasının imkansız olduğunu belirten şirketler, bu nedenle Irak hükümetinin petrol sektöründe çokuluslu şirketlerle çalışmasının kaçınılmaz olduğunu dile getirmektedir. Mad.112’de dikkat çeken nokta merkezi yönetimin görev alanı içerisinde sayılmayan tüm yetkilerin yerel yönetimlere bırakılmasıdır. Böylece petrol ve doğalgaz ihalelerine ilişkin kritik kararların ve yabancı yatırımcılarla yapılacak görüşmelerin bölgesel yönetimlere bırakılmasının yolu da açılmıştır. Mad.110 da geçen ‘‘federal hükümet, bölge hükümetleri ve vilayetler petrol çıkarılmasını eş güdüm yaparak sağlar’’ ifadesinin net bir ifade olmadığı ve yetkinin açıkça belirlenmediğini, buna ilave olarak Mad.109’da Irak petrolünün ‘‘çeşitli bölgeler ve vilayetlerde yaşayan’’ halkın mülkiyetine verildiğini daha önce de ifade etmiştik. 
 
Tüm bu parçalar birleştirildiğinde bölgelerde ağırlığı bulunan etnik grubun petrol kaynaklarının kullanımına ilişkin yetkileri diğer Iraklı gruplarla paylaşmayacağı sonucu çıkarılmaktadır. Bunun ilk örneği geçtiğimiz günlerde Kuzey Irak’ta yaşanmıştır. Kürt yönetiminin Haziran 2004’te gizlice anlaştığı Norveç petrol şirketi DNO’nun, Kuzey Irak’ın Zaho bölgesinde bulunan Dohok’ta sondaja başladığı uluslararası medya tarafından tüm dünyaya duyurulmuştur. Kürt yönetimin merkezi hükümetten onay almadan yabancı bir şirketle petrol anlaşması yapması ve dahası sondaja başlanması tüm Irak’ta şok etkisi yaratmıştır. Sünni Irak İslam Partisi lideri Ala Mekki, “Sanki bağımsız ülkeler. Petrol tüm Irak halkıyla paylaşılmalı” şeklinde tepkisini dile getirirken, Kürdistan bölgesel yönetimi sorumlusu Nerçivan Barzani “Kuzey Irak’taki petrol kaynaklarının denetim ve gelirinin tamamen Kürt hükümetine ve halkına ait olduğunu” ifade etmiştir.
Kürt yönetiminin daha anayasanın mürekkebi kurumadan hatta hazırlanmadan bu kadar cesur bir adım atmasının sebebi, anayasada petrol konusunda bölgesel yönetimlere verilen geniş yetkiler ve Irak’ta bulunan merkezi otoritenin etkisizliğidir. Irak Başbakanı İbrahim Caferi’nin danışmanı Ali Kademi’nin konu hakkında “Buna anayasada izin verilip verilmediğine bakmamız lazım. Kimse bize bundan söz etmedi” şeklindeki açıklaması ise Irak’lı yetkililerin çıkarılan anayasa hakkında ne derece bilgili olduklarının anlaşılması bakımından önemli bir örnektir.
 
Anayasanın özellikle petrol ile ilgili maddeleri incelendiğinde,“Amerika, Irak’la neden bu kadar yakından ilgileniyor?” sorusunun cevabı ortaya çıkmaktadır. Amerikan Kongresi Bütçe Ofisi’nin hazırladığı rapora göre 2010 yılı bütçesinin 5.6 trilyon dolar olması beklenmektedir, aynı yıl bütçe açığının ise 3 trilyon dolar olması öngörülmektedir . ‘‘The Amerikan Reporter’’ adlı elektronik gazetenin Morgan Bank’ın araştırmasına dayanarak verdiği habere göre Amerika’nın 10 yıl içinde olması muhtemel bir ekonomik çöküşten kurtulma olasılığı %10; bu çöküşten sonra toparlanma şansı  %30; ardından gelecek top yekun çöküşten kurtulma olasılığı ise % 60 olarak ifade edilmektedir. Bu olasılığın gerçekleşmesinin tek yolu da Orta Doğu petrol kaynaklarından maksimum edinimi sağlamak olarak gösterilmektedir.

Bu konuda sadık müttefik Suudi Arabistan bile Amerikan şirketlerinin petrol arama ve alt yapı çalışmaları için yatırım yapmasını ‘stratejik ulusal çıkarları’nı bahane ederek reddetmiştir. Bu şirketlerin hükümetle olan yakın ilişkileri Amerika’da alışık olunmayan bir durum değildir. Exxon-Mobil, Halliburton  gibi firmaların Irak’ta büyük rant peşinde oldukları ve Bush hükümetindeki kilit isimleri kontrol ettikleri de iddialar arasındadır. Bu şirketlerin, çoğu ülkenin ekonomik gücünden daha üstün oldukları ve küreselleşmenin baş aktörü olmaya aday oldukları, bunun için de Amerikan hükümeti üzerinde büyük bir etki yarattıkları bilinen bir gerçektir

SU KAYNAKLARINA İLİŞKİN MADDELERİN İÇERİĞİ VE DEĞERLENDİRMESİ
 
Irak Anayasası’nda bulunan 108 ve 118. maddelerde su kaynaklarının kullanımından bahsedilmektedir.

Mad.108:
 Federal otoriteler aşağıdaki görevleri yerine getirir;...
8.   Irak dışındaki su kaynaklarıyla ilgili siyaseti planlamak, Irak’a suyun belli bir seviyede akıtılmasını sağlamak ve bunu uluslararası hukuk ve prosedürler çerçevesinde hükme bağlamak

Mad.118:
 ...
3. Federal otoriteler tarafından toplanan kaynaklardan bölgelere, üslendikleri görev ve sorumlulukları yerine getirmelerine yetecek kadar adil bir pay verilir. Bu yapılırken bölgenin kaynak ihtiyaçları ve nüfusu göz önünde tutulur... 
   
  Mad.108’de ulusal su politikalarının belirlenmesi ve Irak suyunun belli bir seviyede akıtılmasının sorumluluğu federal otoritelere verilmiştir. Bu husus Mad.118’de yer alan “federal otoriteler, toplanan kaynaklardan bölgelere, kaynak ihtiyaçlarını ve nüfuslarını göz önüne alarak adil pay verir” şeklindeki ifade ile uyum içinde su kaynaklarının kontrolü ve dağıtımını federal otoritelere, yani merkezi yönetime bırakmıştır. 
 
Eski anayasa taslağı Mad.110-f.7’ye göre “genel su kaynakları politikasının belirlenmesi ve adil şekilde dağıtımının sağlanması” görevi federal otoriteler ve bölgesel hükümetler arasında paylaşılacak ve bu husus çıkarılacak bir yasa ile düzenlenecekti. Fakat bu madde, anayasa komisyonunda görevli Şii yetkililerin itirazları doğrultusunda, 14 Eylül 2005 tarihinde Mad.108’deki şekliyle değiştirilmiştir. Şii yetkililer, bölgelere kendi su politikalarını belirleme yetkisi verilmesi durumunda, Şii bölgesinin susuz bırakılmasından endişe etmektedir. Anayasa komisyonunun  Sünni ve Kürt üyelerinin, petrol bakımından zengin olan Şii bölgesinin, petrolü suya karşı bir koz olarak kullanması ihtimalini göz önünde bulundurarak bu değişikliğe büyük bir tepki göstermediği belirtilmektedir. Irak’ın güneyinde yer alan Şii bölgesi su kaynakları bakımından ülkenin en fakir bölgesidir. Kürtlerin ve Sünnilerin hakim olduğu bölgeler ise su kaynakları bakımından  Şii bölgesine nazaran daha zengin bölgeler durumundadır ve Şii bölgesine inen akarsu yollarını kontrol etmektedir.

Irak suyunun temel kaynağı Dicle ve Fırat nehirleridir. Bu nehirler Türkiye’de doğup, Suriye topraklarından geçtikten sonra Irak’a gelmekte ve Şattül Arap’ta birleşerek Basra Körfezi’ne dökülmektedirler. Dicle ve Fırat suları konusunda Irak, Suriye ve Türkiye arasında geçmişten gelen ve halen devam etmekte olan problemler mevcuttur. Bu bakımdan su konusu Irak için bölgesel olmanın ötesinde uluslararası nitelik taşımaktadır ve uluslararası alanda yetkili olan federal otoriteler tarafından yönetilmesi doğru bir karar olarak değerlendirilmektedir. 

Eylül ayında İstanbul’da düzenlenen “Dünyada Kalkınma İçin Su Sempozyumu”nda söz alan Irak Su Kaynakları Bakanı Latif Raşid, suyun ülkenin yeniden imarı ve kalkınması için gerekli ana madde niteliğinde olduğunu söylemiş, yarısı kullanılmayan 11 milyon hektarı aşkın tarıma elverişli arazinin varlığına da dikkat çekerek, bu arazilerin üçte ikisinin tarımsal üretim yapılabilmesi için suya ihtiyaç duyduğunu belirtmiştir. Suyun aynı zamanda elektrik enerjisi üretiminde de kullanıldığını, bunun da Irak'ta üretilen enerjinin yüzde 20'sine denk geldiğini vurgulamıştır. Bu doğrultuda Türkiye ve Suriye’nin su politikalarını eleştiren Raşid ülkesinin Dicle ve Fırat sularından daha fazla pay alması gerektiğini savunmuştur.
  
Su konusu petrol kadar olmasa da Irak’ın ekonomik geleceği bakımından büyük önem arz etmektedir. Bu konuda uluslararası alanda verilecek mücadelenin hayati önem taşıdığını kavrayan Sünni, Şii ve Kürtler en azından şimdilik kendi aralarında anlaşma yolunu seçmiş gibi görünmektedir.

Sonuç yerine 
 
Anayasa bir ülkede üzerinde tüm grupların mutabık kaldığı en temel belgedir. Bu nedenle asgari ve en hayati hedefler burada belirtilir. Ülkede yaşayanların birlikte yaşama arzusu anayasada belirtilir. Oysa Irak anayasasında bir arada yaşama arzusunda eser yok. Taraflar bir arada yaşamama arzusunu anayasanın çeşitli bölümlerine yaymış durumdalar. Bu nedenle güç dengesinin değiştiği her an, anayasa da değişecektir

2003’te gerçekleşen Amerikan işgali sonrasında ülkenin yeni dönemde alacağı şekli belirlemek üzere yoğun tartışmalardan sonra hazırlanan anayasa, Irak’taki Amerikan çıkarları ile ülkenin gerçekleri arasında bir denge kurmayı amaç edinmiş, bu doğrultuda ülkedeki etnik ve dini guruplar bu süreçte çeşitli şekillerde yer almıştır
ABD’nin kasıtlı olarak oluşturduğu bu anayasa aşağıdaki konularla alakalıdır :
1-Arap ülkelerinde siyaset ve din ilişkisi
2-Pax Americana ve BOP
3-Kürtler
4-Baas ve Saddam
5-Statüko
6-Türkiye-Irak ve Türkiye’nin bölgesel politikası
  
Dünyanın en hızlı anayasaları arasında 3 ay, 139 madde onaylanmadan değişen hukuk dışında her konuyu gündeme getiren bir anayasadır 
       
Lübnan’da başarısız kalan ABD Irakta başarmaktadır.
 
AB ANAYASASI  İLE IRAK ANAYASASI 

Anayasa metninin geneline bakıldığında bir takım temel hak ve özgürlük içeren ifadelerin metinde  yer aldığı görülmektedir. Ancak yaşama hakları dahi garanti altına alınmayan ve büyük bir güvenlik sorunu yaşayan  Irak halkına, kısa sürede anayasada  belirtilen temel hak ve özgürlüklerin sağlanması mümkün gözükmemektedir.

Anayasada bir Irak’lı kimliği oluşturulması problemi ortaya çıkmıştır. Anayasa yapım sürecine kısaca yer verecek olursak bu problemi daha iyi anlamış olacağız. Irak Anayasası metni, Irak’taki ABD Büyükelçiliği ve Anayasa Komisyonu’nun ortak çalışmalarıyla hazırlanmıştır.

ARAPLIK KAVRAMININ ORTADAN KALDIRIMASI

Irak’ ta oluşacak gevşek federal yapının bölge üzerinde nasıl etki yapacağı olumsuz belirsizliğini korumaktadır. Anayasa metni Irak’ın güvenliğini sağlayamamakla beraber bölge ülkelerinin güvenliğini tehdit etmektedir.
Bu şekilde, anayasa yapım sürecinde dışlanan gurupların siyasal süreçten bir kazanç sağlayamayacakları sonucuna varmaları, iç savaş tehlikesini arttırabilir.

Artık Irak  devletinden  söz etmek yerine Sünni, Kürt yada Şii sözcüklerinin telaffuz edildiğini, bunun da ülkenin artık farklı gruplara ayrıştığının işareti olduğunu vurgulanmalıdır.
Iraklı kimliğinin yok olduğu, Irak’ın bölünmesinin yolunu açtığını ifade edilmeli.

Sünni Araplar, Türkmenler ve bölgesel aktörlerin istemediği bu anayasa  hem iç güvenliği hem de bölgesel güvenliği tehdit eden maddeler içermektedir. Suriye, İran, Irak ve Türkiye’nin etnik dağılımı ve dini yapıları dikkate alındığında bu ülkelerin Irak anayasasının getireceği değişimden etkileneceği KESİNDİR. Böylece Irak’ın geleceğinde iç güvenlik ve bölgesel güvenlikle ilgili sorunlar yaşaması muhtemeldir
olayın aslında bu kadar basit olmadığını ve bu anayasa’ya baktığımızda ABD’nin ne için neyi düşündüğünü görebiliriz. 
 
KUZEY İRAKTAKİ KÜRTLER AÇISINDAN  SELF GOVERNİNG YERİNE SELF DETERMİNATİON kavramının yerleşmesi , 
Sorunları erteleme Anayasası
 
Türkiye, ABD’nin ve AB’nin küresel politikalarının çatıştığı bu coğrafyada, komşu Ortadoğu ülkelerinin bölgesel politikalarını da gözeterek kendisine bir platform sağlamaya çalışmalıdır.

Türk karar alıcıları, yapılan ABD askeri müdahalesi sonrası Irak’ta ortaya çıkan değişken dengeler üzerinde yeterince etkili olmayı becerememişlerdir, Türk dış politikasının Irak’la ilgili planlama ve vizyon eksikliği de söz konusudur.

 

Mini Anket

Yeni Anayasa taslağı demokratikleşme sürecine katkı sağlar mı ?

1%
50.3%
48.6%
Yükleniyor

APM E-Bülten

Dış politika analizleri, gündemdeki konular hakkında APM uzmanlarının hazırladığı çalışmalara ilk ulaşan siz olmak ister misiniz?

İsminiz:

E-Posta:

Bizi Takip Edin

facebook twitter


© Alternatif Politikalar Merkezi. Tüm Hakları Saklıdır.