APM'den Haberler
24/08/2010 Amerika Türk Dernekleri Kurulu (Assembly of Turkish American Associations - ATAA) Başkanı Günay EVINCH (ÖVÜNÇ), 20 Ağustos Cuma günü derneğimize bir nezaket ziyaretinde bulunmuştur. Alt [ ... ] |
02/06/2010 Alternatif Politikalar Merkezi Başkanı Dr. Mahmut KOÇAK, 2-5 Haziran 2010 tarihleri arasında, İngiltere’nin başkenti Londra’ya bir çalışma ziyareti gerçekleştirecektir. Bu ziyaret s [ ... ] |
10/05/2010 T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından 06 Mayıs 2010’da, 26 Ocak 2010 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen “Asya’nın Kalbi’nde Dostluk ve İşbirliği için İstanbul Zirvesi” n [ ... ] |
| Diger Haberler |
APM video
| Ermeni Soykırımının Siyasallaştırılması |
|
|
|
| Konferanslar |
| Pazar, 05 Temmuz 2009 17:09 |
|
Ermeni soykırımının siyasallaştırılması Prof. Dr. Yusuf Hallaçoğlu AP'nin soykırımı kabul etmesinin ardından ileride kabul edilen maddelerin üye devletler tarafından da kabul edilmesi şeklinde bir maddenin yer alması, bir anlamda soykırımın şart olarak ileri sürüleceği ve gündeme getirileceği konusunu gündeme getiriyor. Tabi ki biz bu konu gündeme gelmeden önce ciddi bir çalışma içine girmek zorundaydık. Konunun siyasi yanı bir yana soykırım gibi insanlık ayıbı, manevi yanı da vardı. Öyleyse konunun ciddi bir şekilde araştırılması gerekliydi. Nitekim 2000'li yıllara kadar biz konuyu sadece bilimsel platformlarda, sempozyumlarda gündeme getirdik. Ancak bu tarihten sonra artık konunun tamamen siyasi bir ortamda Türkiye'nin karşısına gelebileceğini gördük. Ben konuyla 1994'de ilgilenmeye başladım ve o tarihlerde Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına davet ediliyordum. Ben toplantılarda şunu dile getirdim: Bu konuda bir araştırma yapacaksanız bu konunun enine boyuna araştırılması gereklidir, bilgi sahibi olunması gereklidir. Çünkü doğru ve güvenilir bilgilere sahip olmadan strateji üretemezsiniz, politika yapamazsınız. Bu nedenle MGK bünyesinde değil, bir kurul oluşturulması yada bir vakıf adı altında konusunun araştırılması gereklidir. O zaman MGK Genel Sekreteri Teoman Paşa'ydı. Daha sonra MİT Müsteşarı oldu. 1984'te konuştuk ilk kez bunu. Bana, sen kurar mısın dedi. Ancak 1 ay sonra görevden ayrılınca iş ortada kaldı. TTK Başkanı oldum. 1994'de böyle bir kuruluşu oluşturmak istedim. Ancak kimse tarafından bir girişimde bulunulmadı ve yalnız kaldım. Kanun taslağı hazırlamıştım. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel başta olmak üzere herkese verdim. Ne zaman tekrar bu konu gündeme geldi? 1999'da ABD Temsilciler Meclisi'nde Ermeni sorunu tekrar 1. gündem maddesi haline gelince bana tekrar başvurarak, hoca ne yapmamız gerekli dediler. Ben de o zamanki MGK Genel Sekreteri'ne 1999'da şunu teklif ettim: Tarih kurumunda benden başka full time çalışan yok. Kanunun geçmesine yardımcı olun dedi. Çünkü Ermenice bilen tarihçimiz ve uzmanımız yok. Ermeni iddiaları neydi, hukukta soykırım neydi ve bu iddialara bağlı bir araştırma yapılmış mıydı? tam olarak Esat Uras'ın yaptığı araştırma Soykırımı hukukuna göre bilgileri içermiyor.. Soykırım dediğiniz zaman 1948 sözleşmesine göre bir topluluğun, bir etnik grubun, cemaatin, bir devletin yok etme kastıyla öldürülmesidir. Çocuk sahibi olmasını engellemesi, asimile etmesi. Bunların hepsi soykırıma giriyor. 1915'de Ermenilerin maruz kaldıkları bu hukuka hangi derecede uyuyor yada uymuyor. Bu konuyu enine boyuna, bu biçimde ele alınmalıydı. Şimdi bu nedenlerle biz 1999'dan sonra bir Ermeni Masası kurduk TTK'da. Bizim gibi full time çalışan elemanımız yoktu, bunları da YÖK'ten, üniversitelerden 38. madde ile temin ettik. 4 arkadaş görevlendirdik. Bu konu bilimsel bir konumuydu? Hayır her yönüyle siyasallaştırılmıştı. Ancak bunun siyasi bir konu olduğunu ve bilimsel verilerle elde ettiklerimizi siyasal olarak nasıl kullanabileceğimizi değerlendirmemiz gerekiyordu. Var olan bilgilerimizi yansız olmak için tekrar gözden geçirdik. Eğer bir devlet veya bir kişi bir politika üretecekse, tüm önyargılarından arınması lazım ve objektif olarak konuya bakması lazımdır. Neden, çünkü duygusal olarak üreteceğiniz politika sizi yarın çok büyük bir sıkıntı altında bırakabilir. Öyleyse biz de dedik ki, bilimsel çalışmayı önyargılardan kurtularak yapmak zorundaydık. Bu sebeple o 4 arkadaşımızı görevlendirdik ve bütün dünya arşivlerine gönderdik. ABD, Dışişleri, Misyoner, İngiliz, Fransız, Alman, Rus, İran ve Milletler Cemiyeti arşivlerini gözden geçireceksiniz dedik. Bunu yaparken de bu konunun nezaketi itibariyle bir takım sıkıntılar yaşayabileceğimizi düşünerek bunu da gizli yürütme kararı aldık. Bu nedenle arkadaşlarımızla haberleşirken kesinlikle maillerimizde ermeni kelimesini kullanmadık. Burada bir şifre belirledik. Ermeni kelimesi yerine arkadaş kelimesini kullanacağız dedik. Arkadaşlar geldiler, gittiler, şöyle oldular, böyle oldular şeklinde. Nitekim bütün araştırmalarımızı tamamlayıp, bütün mikrofilmleri, belgeleri Türkiye'ye getirdikten sonra konuyu ortaya koymaya başladık. O zamana kadar konuşmadık da. Tarih kurumunda böyle bir araştırma yapılıyor diye de kimseye söylemedik. Gerçekten nedenleri şuydu: Benim Osmanlı arşivlerinde yaptığım araştırmalarda karşı taraftakilerin Osmanlı arşivlerinin kullanılamayacağı şeklinde bir argümanla karşımıza çıkıyorlardı. Biz de öncelikle onların arşivlerini taradık. Ben Osmanlı arşivlerinde 10 binden fazla belgeyi okuduğumu söyleyebilirim. Yaptığım araştırmalarda şunlar vardı. Bir defa ABD konsolosları, emir çerçevesinde rapor düzenliyorlardı. Çift rapor düzenliyorlardı. Birisi herkese sundukları rapor, birisi de gizli raporlardı. Ruslar da aynı şeyi yapmışlardı. Rusya’ya bir gidişimde 500 dolar karşılığında 3 binden fazla fotokopi rapor aldım oradan. Gizli raporların hepsinin mikrofilmlerini aldım. Bütün açıklığıyla imha edileceğini belirttikleri gizli raporlar çok farklıydı, resmi belgelere göre. Konu baştan siyasallaştırılmıştı. Dünya savaşı sırasında o kadar büyük bir ağ kurulmuştu ki, Osmanlı devletinin yapacağı hiçbir şey yoktu. Nitekim Osmanlı devleti 1915'de tehcir olayları sırasında suistimalde bulunan kendi görevlilerini Biz Avrupa'yı esas alıyorsak onların değerlerinin de ne kadar devam edip etmediğini göz önüne almak zorundayız. Eğriye eğri, doğruya doğru konuşmak zorundayız. Siyasallaştırılmış konuyu değerlendirmek zorundaysanız, 3 konuyu göz ününde tutmanız gerekiyor. İlki, konu bilimsel platformda yeterince değerlendirilmemişse, tartışma ortamına da sokamazsanız öncelikle bunu yapmanız gereklidir. Bir bilimsel konuyu çok farklı pencerelerden değerlendirmek zorundasınız, sadece Osmanlı arşivlerine bakamazsınız. Taraf olan devletlerin arşivlerini o yüzden inceledik. ABD, İngiltere, İtalya Fransa, Rusya ve Ermenilerin arşivlerini incelemek zorundaydık. Bilimsel olması için. Neden, çünkü Atatürk; tarih, yazmak yapmak kadar mühimdir demiştir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Sonunda hakikat ortaya çıkar. Kim konuyu ne kadar siyasallaştırırsa siyasallaştırsın gerçekler elbet ortaya çıkar. Ama bunlar ortaya çıktığı zaman da o konuyu siyasallaştıranlar büyük hüsrana uğrarlar. Bizim yapmamız gereken objektiflik içinde konuyu ortaya koymamızdır. Biz nasıl bir politika üretebiliriz bunu ortaya koymamız gerekir. Ben Yusuf Halaçoğlu, kendi anlayışımla bu konuyu ortaya koydum. Bu veriler siyasi otorite tarafından benimsenip, siyasi politika üretilirse çok kısa zamanda karşılarına çıkarılan belgelerle büyük bir hüsrana uğratılır. O zaman benim sırtıma o kadar büyük bir yük biner ki, kellemi versem bile kurtulamam. Çünkü büyük bir milleti kötü duruma düşürdüm anlamına gelir. Bu hiçbir şekilde de bahane ile geçiştirilecek değildir. Benim doğruları ortaya koyma zorunluluğum vardır. Ha bunları yayınlama durumunda da değilim. Dosya haline getiririm. Tüm devletlerde böyledir. Rus Bilimler Akademisi'nin arşivinde 500 bin dosya vardır. Çeşitli konuları araştırmışlardır ve bunları yayınlamamışlardır. Devletin işine gelenleri yayınlarlar. Dolayısıyla ben o gerçekleri hazırlamak zorundayım ki siyasi otorite benim verdiğim bilgilerle politika üretsin. Elde ettiğim verilerin doğru yada yanlış olduğunu ben bilmeliyim ki kamuoyu oluşturabileyim. Aksi takdirde kamuoyu, siyasi otoritenin karşısına çıkar. Asla soykırım olmamıştır. Bana göre olmamıştır. Elde ettiğim verilere göre olmamıştır. Ama olmadığını bildiğim için diyorum ki herkesle tartışmaya hazırım. Kamuoyu oluşturmak da önemlidir. Siyasi otoriteye konuyu sunarak, bu konunun siyasi ortamda çözülmesini sağlamak gereklidir. Herkesin birbiriyle iletişim içinde olması gereklidir. Demek ki bu üç şeyi yerine getirdiğimizde bu konunun çözülebileceğini düşünüyorum. Bizim elde ettiğimiz veriler bunlardır, gelin tartışalım dediğimiz zaman siz resmi tezi konuşuyorsunuz diyorlar. Türkiye'de resmi tez diye bir şey yok aslında. Dışişlerinin bu konu hakkında çok bilgisi yok aslında. Resmi belge dediğim, yabancı devletlerin belgeleridir. Bu Türk tarafında bir resmi belge değil. Ermeniler çöllere sürüldüler, aç bırakıldılar, bakılmadılar, ölüme terk edildiler diyorlar. Bu söylediğinizin doğru olmadığını yabancı belgelerle belgelersem ne diyeceksiniz diyorum. Aslında belgelerde sevk edilen Ermeniler devlet tarafından kasaba kenarlarındaki evlere yerleştirilecek, ayrıca bunlara sermaye verilecektir yazıyor. Bir devlet düşünün ki yok etmek istediği insanlara yardım kuruluşlarından yardım verir mi? 486 bin kişiye yardım ettiklerini söylüyorlar. Misyoner kayıtlarında ve konsolosluğun raporlarında hastalık zarureti diyor. Burasını hastane haline getirdik ve yeterli gelmeyeceği gerekçesiyle biz de hastane kurduk diyor. Siz yok etmek istediğiniz insanlar için hastane kurar mısınız? İşte diyorlar ki efendim soykırımını belgesi olmaz. Tamam soykırımın belgesi olmaz ama soykırım olmadığının belgesi olur. Ermeniler, ermeni oldukları için nakledilmiştir deniyor. İngiliz, ABD, Fransız arşivlerinde Adana’da tam 25 bin ermeni var. 17 bini sürgün edildi. Bunun 5 bini göç esnasında kayboldu, 8 bin ermeni Adana'da bırakıldı. 1919'da 12 bini geri döndü. 1920'de 50 bine çıktı diyor. Ermeni, ermeni olduğu için sürgün edilmedi. O zaman bırakılan 8 bin kişi de sürgün edilirdi. Ekmek dağıtılmadı deniyor. Cemal paşa, Ermenilere yeterince yiyecek verilemediğinden ordu depolarından yiyecek dağıttı. Bu nasıl soykırımdır ki adamlara yiyecek dağıtıyorsunuz. Araştıralım dediğim zaman siz resmi belgeyle konuşuyorsunuz diyor. Bunlar konunun nasıl siyasallaştırıldığını gösteriyor. Parlamentonun görevi yasa çıkarmaktır. Yargı organı mıdır? Hayır. Yasama, yargı hükmü vermeye başladığı andan itibaren iş çığrından çıkmaya başlamıştır demektir. Demokrasinin hangi maddesinde mahkeme kararı alma hakkı vardır? Bunu sorgulama gereği vardır öncelikle. TBMM, Dışişleri Bakanlığı veya Türkiye bir ülke parlamento kararı almışsa, derhal peki kardeşim kabul edeceğim gel beni ikna et demelidir. Hangi belgeye dayanarak aldınız bu kararı demelidir. Hiç kimse belge görmez. Parmak kaldırır, kabul ederler. Ben kesinlikle Türkiye'nin bunu böyle halledeceğine inanıyorum. BM'ye başvuralım dedim. Ardından Başbakan Ermenistan'a komisyonunuzu kurun, bu konuyu araştırın dedi. Nitekim Ermenistan bir süre sonra bu teklifi reddetti. Ermenileri katlettiniz, sadece çocukları kaldı diyorlar. ABD'ye giden bütün yolcu listelerini önlerine dayarım. 62 bin erkek 19 bin kadın gitmiş ABD'ye sığınmacı olarak. İngilizlerin ordusunda 8 bin ermeni var nereden getirilmiş ABD'den. Peki bunları, ben onların önüne dayayacağım ne diyecekler bana. Arşivleri açsalar, Ermenilerin neyi planladıkları hangi bölgede ne zaman isyan çıkaracakları ve bunlardan itilaf devletlerinin haberleri olduğu ortaya çıkacaktır. O zaman Osmanlı devletinin yaptığı iş meşru. Onları alıp top yekun başka yerlere nakletmeleri haklı sebeplere dayanıyor. Buna kimse itiraz edemez. Ermeniler 1.5 milyon mu kayba uğradılar. 1914'te İngilizlere göre 1 milyon 602 bin, ABD'ye göre 1 milyon 575 bin, Lepsius'a göre 1 milyon 845 bin kişi, patrikhaneye göre 1 milyon 915 bin, Patrik Ormanya'ya göre 1 milyon 895 bin Ermeni yaşıyor Osmanlı topraklarında. Osmanlı istatistiklerine göre 1 milyon 300 bin Ermeni yaşıyor. Peki 1.5 milyon Ermeni öldü diyorsunuz. Peki İngilizlerin yaptığı istatistik neden 1 milyon 602 bin Ermeninin yaşadığını söylüyor. En az 1 milyon 200 bin Ermeninin yaşadığı kendileri tarafından ifadeediliyor. O zaman 1 milyon 500 bin Ermeni nasıl ölmüş olabilir? 1.5 milyon Ermeni ölmüşse bunları nereye gömeceksiniz? Nereye gömdünüz? 8 bin Boşnak öldü, nereye saklayacaklarını şaşırdılar Sırplar. 300 kişilik toplu mezar olsa 5000 bin tane toplu mezara ihtiyaç var. 500 kişilik toplu mezara koysanız 3 bin toplu mezara ihtiyaç var. Hadi Türkiye'ye giremiyorsunuz, Suriye'dekiler nerede? Ben size 100 tane Müslümanlara ait toplu mezar göstereyim. Ben köy köy 530 bin kişiyi nasıl öldürdüklerini söyleyeyim size. O zaman nerede bunlar. O da yok. Bunu da tartışmayız. Bunlar soykırımdır diyorlar. Ne Ermenisi, ne İngilizi ne de Türkiye’deki diaspora uzantısı konuşamaz. Konuştuğunuz zaman sizi mahkum ederiz. Ne biçim demokrasi bu. Türkiye'de Orhan Pamuk bunu söyledi diye hakkında dava açtınız, siz ifade özgürlüğünü engelliyorsunuz diyorlar. Peki siz engellemiyor musunuz? Benim başıma geldi her şeyden önce hala dava sürüyor. Hangi ifade özgürlüğü ama o zaman bizim cesaretle bunların üzerine gitmemiz gerekiyor. Gözü kör olsun 300 milyar dolar borcumuz var. Teşekkür ediyorum.
|





