APM ?

APM'den Haberler

article thumbnailYUİK Apm'yi Ziyaret Etti
18/01/2012

  Alternatif Politikalar Merkezi, sadece geleceğin sahipleri olarak değil bugünün paydaşları olarak gördüğümüz gençlere, kendilerini  geliştirebilecek ve ifade edebilecek platformlar s [ ... ]


article thumbnailABD'li Heyetin Türkiye Ziyareti
29/11/2011

02 Nisan - 07 Mayıs 2010 tarihleri arasında, ABD Büyükelçiliğinin vermiş olduğu destek ile , Freedom House ve NDI tarafından gerçekleştirilen , kurum uzmanlarımızdan Sn. Salim EZER'in kat [ ... ]


article thumbnailAPM İrlanda'da.
10/10/2011

2011 yılında Avrupa Gönüllü Hizmeti programı dahilinde gönderen ve ev sahibi kuruluş olarak akredite olan Alternatif Politikalar Merkezi, 2012 yılında gönüllülük çalışmalarına hız v [ ... ]


Diger Haberler

Yorum Farkı - Son Yazılar



APM video

"Üçüncü Yol" Kriterleri PDF Yazdır e-Posta
Yorum Farkı
Cuma, 25 Şubat 2011 15:28

isyan-atesi-bir-cografyayi-sardi

“ÜÇÜNCÜ YOL” KRİTERLERİ

Bugün Arap dünyasında “ılımlılık”, Arap İsrail savaşında barış yanlısı tutum alanlar için kullanılmaktadır. Filistin sorununda barışçıl çözüm yollarına eğilimli olmayanlar ise “aşırılıkçı”lar olarak görülmektedir. Bu değerlendirmeden hareketle Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün ılımlı; Suriye, Hamas ve Hizbullah aşırıcı olarak nitelendirilebilir. Arap Barış Girişimi ve Ortadoğu yol haritası ılımlıların barış için girişimleri olarak; İsrail’in, Mısır sınırı boyunca duvar örme çalışmaları ise barışçı olmayan tutum olarak gösterilebilir.

Bugün daha geniş pencereden bakıldığında bu ülkeler için hala “ılımlı” demek mümkün müdür sorusu aklımıza geliyor. Suudi Arabistan’ın kadın hakları tutumu, Mısır’ın Müslüman Kardeşleri seçimlerde yasaklı tutması, Ürdün’ün politik kurumlarını baskı altına alması ılımlılığı sorgulatmıştır. Arap İsrail çatışmasına takılı kalırken -ister barışçıl yollarla ister aşırıcılıkla- gerekli reformlar göz ardı edilmiştir. Bunun sonucu olarak artık Arap-İsrail çatışmasını her şeyin üzerinde öncelikli konu olarak vurgulamak, bugün artık yönetimde ilerleme görmek isteyen halk için yeterli olmamaya başlamıştır. Neticede ılımlılar hem amaçlarında hem inanılırlıklarında başarısız olmuştur.

Aşırılıkçılar ise alternatif önerememiş; katı, derinliği olmayan, geçici politikalar, silahlı çözümler ve ihtiyaçlarına uygun seçilmiş reformlara destek vermişler ve ılımlıların yanında aşırılıkçılar da başarısız olmuştur.

Arap dünyasının reformu içerden gelmeli düşüncesi ise kimi zaman reform için büyük adımlar atmamanın bahanesi olarak kullanılmıştır. Ayrıca reform süreçlerinin karşısında Arap dünyasının politik elitleri de durmuştur. Hukuk ve parlamento sistemi de elitleri korumaya yönelik düzenlenmiştir.

Elitlerin ayrıcalıkları genişledikçe onların çıkarlarını koruyan mekanizmalar da artmış; dini partiler kamusal alanı ve yaratılan boşlukları doldurmuştur. Dahası dini partilerin geniş destek almasından sonra dini gruplar sivil toplumda da daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Statükonun devam etmesi ve radikal ideolojilere kalkan olunması ile süren durgunluk artık ılımlılık olarak görülmemektedir. Bölgedeki yetersiz politik sistemler nedeniyle bölge ekonomisi ve toplumundaki hızlı değişimler hükümet sistemlerine ve siyasal yapıya  aynı hız ve oranda yansıyamamıştır.

Güçlü otoriter rejimler; ama yetersiz hükümetler oluşmuştur. Daha önce Libya, Mısır, Cezayir ve Suriye’de yapılan demokratik açılımlar daha iyi yönetimleri beraberinde getirmemiştir. Popülizm ve patronaj siyaseti, başta yüksek oy ve onay görse de daha sonra ülkelerin çöküşüne neden olmuştur.

Bütün bunların sonucunda Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da krizler patlak vermiştir. Ekonominin tetiklediği krizler, milyonların sokaklara döküldüğü hükümet krizlerine dönüşmüştür. Çünkü devrimlerin ya da değişimlerin nedeni sadece yoksulluk olsaydı dünyada sürekli ayaklanma kaçınılmaz olurdu. Ama sokaklara milyonların dökülmesi başka bir şeydir. Raj M. Desai’nin açıkladığı gibi, diktatörler ve vatandaşlar arasındaki toplum sözleşmesine işaret eden; sömürgecilik dönemi sonrası oluşmuş “Otoriter Pazarlık” süreci ekonomik güvenlik karşılığı kimi politik haklardan vazgeçilmesi anlamına gelir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da bu sürecin çökmeye başlaması yönetimdekilerin pazarlığın ekonomik kısmını gerçekleştirmede başarısız olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bölgedeki isyanlar politik ve ekonominin iç içe geçişini göstermektedir. Yani bölgedeki sorun yoksulluk, demokrasi, insan hakları ve ekonomi-politik ile ilişkilendirilebileceği gibi aynı zamanda, hükümetlerin isyanları; krizleri yönetememesi ve/veya yetersiz bir kapasite ve kadro ile yönetim çabası ile de ilişkilendirilebilir.

Özellikle ekonomik krizlerden sonra yolsuzluğu artık görmezden gelmeyen halk, isteklerini ve taleplerini anlatmak için alternatif yollar aramaya başlamıştır. Sivil toplum örgütleri, bloglar, sosyal ağlar, sosyal medya yeni aktivist hareketler yaratmış; halk apolitize olmaktan çıkmıştır.

Fakat bir diktatörün devrilmesi o rejimin devrildiği anlamına gelmez. Çünkü devrik liderler genellikle arkalarında sağlam politik ve güvenlik mekanizmaları bırakırlar. Arap dünyasında devlete sadakatin partiye, lidere veya sisteme sadakatle bir tutulduğu yaygın anlayış, hükümet ve dini muhalefet arasındaki yazılmayan bir sadakatin varlığı ile birlikte eğitim sistemindeki reformun da önü tıkanmaktadır. Seküler muhalefetin az ya da hiç olmaması nedeniyle de, bölgede dini muhalefet olan İslami politik hareketler, çoğulculuğun da kaçınılmaz olduğunu görerek politik alana daha güçlü girmeye başlamıştır.

Son dönem ABD dış politikasına baktığımızda ise Obama yönetiminin İran, Afganistan ve Arap-İsrail çatışması üzerinde daha fazla vakit harcadığı görülüyordu. Fakat Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki isyanlar sonucunda, sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının baskısıyla demokrasiyi tekrar “teşvik” etmeye hazırlandığı anlaşılıyor. ABD kendi güvenliğini, güvenilirliğini ve inanılırlığını düşünüyorsa müzakereci, açık ve kayda değer vaatler üzerinden siyaset yürütmelidir.

Sonuç olarak, ılımlılığın tanımının tekrar yapılacağı ya da genişletileceği, yeni aktivist hareketlerin siyasal ve ekonomik taleplerde etkin olacağı, uluslararası alandaki her bir aktör için müzakerenin önem kazanacağı, bölgenin “yerinden” üreteceği değerlerle, evrensel değerlerinin uzlaşısının aranacağı; bunların yanında ABD’nin bölgeye yönelik dış politikasında yeni ve daha geniş ajanda oluşturacağı süreçte koşullara uygun üçüncü yollar aranacaktır. Üçüncü yol;  yönetim açısından, çoğulculuğa; barışçıl araçlara ve karar alma süreçlerine katılımına dayanırken; maddi kaynaklar açısından bu süreçte, devlet şirketlerinin elinde olan enerji kaynakları küreselleşecek; global şirketlerin eline geçecektir. Radikal ve ılımlı İslam’dan sonra, diplomatik yolları seçmiş “Uyumlu İslam”  da siyasal alanda konuşulan yeni bir üçüncü yol olarak ortaya çıkacaktır.

 

Alternatif Politikalar Merkezi

*Bu yazıda çok sayıda global düşünce kuruluşlarının araştırmalarından da yararlanılmıştır.

 

 

Beğendiniz mi ?

Facebook da Paylaş

Bu içeriği beğenenler

APM E-Bülten

Dış politika analizleri, gündemdeki konular hakkında APM uzmanlarının hazırladığı çalışmalara ilk ulaşan siz olmak ister misiniz?

İsminiz:

E-Posta:

Bizi Takip Edin

facebook twitter


© Alternatif Politikalar Merkezi. Tüm Hakları Saklıdır.