APM ?

APM'den Haberler

article thumbnailYUİK Apm'yi Ziyaret Etti
18/01/2012

  Alternatif Politikalar Merkezi, sadece geleceğin sahipleri olarak değil bugünün paydaşları olarak gördüğümüz gençlere, kendilerini  geliştirebilecek ve ifade edebilecek platformlar s [ ... ]


article thumbnailABD'li Heyetin Türkiye Ziyareti
29/11/2011

02 Nisan - 07 Mayıs 2010 tarihleri arasında, ABD Büyükelçiliğinin vermiş olduğu destek ile , Freedom House ve NDI tarafından gerçekleştirilen , kurum uzmanlarımızdan Sn. Salim EZER'in kat [ ... ]


article thumbnailAPM İrlanda'da.
10/10/2011

2011 yılında Avrupa Gönüllü Hizmeti programı dahilinde gönderen ve ev sahibi kuruluş olarak akredite olan Alternatif Politikalar Merkezi, 2012 yılında gönüllülük çalışmalarına hız v [ ... ]


Diger Haberler

Yorum Farkı - Son Yazılar



APM video

Türkiye - Ermenistan - Azerbaycan Üçgeni PDF Yazdır e-Posta
Yorum Farkı
Cumartesi, 12 Eylül 2009 10:28

Dr. Resul GULİEV, Son günlerde ivme kazanan Ermenistan - Türkiye ilişkilerini Alternatif Politikalar Merkezi'ne Değerlendirdi; " Sınırların kapalı olması 16 yıldır ne Azerbeycan halkına ne de Türk halkına bir çıkar sağlamamıştır. "

Türkiye Ermenistan İlişkileri

Azerbaycan Parlamentosu Eski Başkanı ,Dr. Rasul Guliev son günlerde bir protokolle yeni bir sürece geçen Türkiye-Ermenistan ilişkilerini ALTERNATİF POLİTİKALAR MERKEZİ’ ne değerlendirdi. Türkiye –Ermenistan ilişkileri, tarihi olaylar ve bugünkü gerçeklik;


Bence geçmişte meydana gelmiş olayları derinden analiz etmeden bugünkü gerçeklikler konusunda doğru yaklaşımlarda bulunmak imkansızdır. Ayrıca sadece Dağlık Karabağ problemi değil, diğer konularda da Türkiye kendi çıkarlarına öncelik verebilir, fakat Azerbaycan halkına ihanet etmez, onu zor durumda bırakmaz. Çünkü Türk halkı bunu yapmak isteyen siyasilere müsaade etmez. Dolayısıyla siyasiler Azerbaycan çıkarları için hiçbir şey yapmasalar dahi Azerbaycan aleyhinde bir politika yürütmez,yürütemez.

20 yıllık süreçte birbirine benzer yanlışlıkların devam etmesi, ya geçmişten hiç ders alınmadığını ya da bu yanlışların birilerinin çıkarına hizmet ettiğini gösterir.
1991 yılında Ermenistan bağımsızlığını ilan ettiğinde, Türkiye Ermenistan’ın bağımsızlığını tanımıştır ve 1988 yılında Azerbaycan’a karşı başlattığı savaşı bu tanımanın sona erdireceğini umut etmiştir. Bu yüzden 1992 yılında Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ’la ilgili AGİT Minsk grubu oluşturulması sürecinde aktif şekilde yer almıştır.

Mayıs 1992’de Ermeniler Azerbaycan’ın sembolü sayılan sayılan Şuşa şehrini işgal ettiğinde Süleyman Demirel; Türk ordusunun Ermenistan’a müdahale edeceğini açıkladı. Demirelin bu olası müdahaleyi açıkça bildirmesi bu eylemi aslında yapma fikrinde olmadığının, yine bu eylemin yapılmaması içinde ABD gibi dış güçlerden baskı geldiğinin göstergesidir. Bu 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ünlü Azerbaycan yazarı, besteci Üzeyir bey Hacıbeyov’un “Meşedi İbad “ komedisinden bir parçaya “Ey orda kimsin, aç kapıyı, gelim seni öldüreyim”e benziyor. Netice itibarı ile müdahale yapılmasa da, Rusya Ermenistan’daki askeri varlığını birkaç katına çıkarmıştır.

1992 yılında Azerbaycan’daki Halk Cephesi hükümeti (Türkiye Cumhuriyetinin isteyip istememesine rağmen) Türkiye’nin bir parçası olduğunu söylemekteydi. Türkiye’ye hoş görünmek için açık bir Rus karşıtı politikası yürütülmekteydi. Belli ki Rusya Federasyonu Halk Çephesi hükümetini yıkmak için her yola başvuracaktı. Türkiye Azerbaycan’da gelişen durumu çok iyi anlıyordu. Burada söz konusu, sadece Türk istihbaratı değildir. O dönemde Cumhurbaşkanı danışmanları ve hükümet dairelerinde, ayrıca orduda yeteri kadar Türk vatandaşları, generalleri vardı. Süleyman Demirel ve ekibi Halk Cephesi hükümetinin bir köyü bile yönetemeyecek kadar deneyimsiz olduğunu iyi biliyordu.

Peki o günlerde Türkiye neden Azerbaycan’a sahip çıkmadı? Peki neden Türkiye Azerbaycan’da ordu kurarak onu güçlendirmedi? Herkes bilir ki altı aylık bir müddette yoğun NATO programıyla eğitilmiş bir asker, Rus askeri eğitimiyle eğitilmiş askerden en azından 1.5 kat daha güçlüdür. Bir yıl içinde asker ve alt düzey subayları eğiterek en az 50 bin kişilik bir ordu oluşturulması gerekirken Türkiye sadece 600 kişilik birkaç tabur oluşturmakla kalmıştır.

Eğer elli bin kişilik bir ordu olsaydı 1993 yılında Azerbaycan kendi topraklarını kaybeder miydi? 1993 yılı sonlarında Türklerin eğitim verdiği 3-4 tabur Ermeni ordusunu 40 km’e kadar geri püskürtmüştür.1992 yılı sonlarında Azerbaycan’ın Merkez Bankasında bir dolar bile yoktu. Askeri harcamaları karşılayacak gücü yoktu. Fakat siyasi bir karar alınsaydı vatansever Türk asker ve subaylarını açlık bile bu işi yapmaktan alı koyamazdı.

Fakat ilerleyen yıllarda bu bölgede her şey kökünden o kadar değişti ki,Türkiye de Azerbaycan’la ilgili dış politikasını tekrar gözden geçirdi. Fakat 1992 yılı sonlarında Komünistler Yeltsin iktidarını yıkma şansı kullanamadı. Ardından, ABD tarihinde; rejime bakılmaksızın güçlü ülkelerle her zaman yakınlaşma politikası yürüten Devlet Başkanı Clinton iktidara gelmiştir. Başkan Clinton ve ekibi her ne olursa olsun Rusya’da Yeltsin rejiminin ayakta kalmasını istemekteydi. Son 40 yılda Sovyet İmparatorluğunu Komünistlerden kurtarmak için ABD milyonlarca dolar harcamışken dünyada ki nükleer silahların neredeyse yarısına sahip Rusya’nın yeniden Komünist güçlerin eline geçmesine müsaade edemezdi. Rusya’da ise Komünistler ve milletçiler Yeltsin’i Sovyet İmparatorluğunu dağıtan İblis olarak görüyorlardı ve her geçen gün konumlarını güçlendiriyorlardı. Böyle bir ortamda Rusya’ya karşı politika yürüten Azerbaycan gibi ülkelerin olması (Ruslar bugüne dek bu tür ülkeleri ülke olarak görmezler ve eninde sonunda imparatorluk sınırları içine katılacaklarına inanmaktadırlar) Komünist ve Rus milletçilerine, Yeltsin’i hain adlandırmaları için yeterli idi. ABD ülkede Yeltsin’in reytingini yükseltmek için Azerbaycan Halk Cephesi hükümeti dahil yeni cumhuriyetlerden istenilen birisini kurban etmeye hazır idi.

Türkiye 1993 yılı başlarında Azerbaycan ordusuna bütün bir şekilde eğitme şansını kaybetmiştir. Bu yönde attığı adım Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in iktidarına karşı yönelmiş bir adımdır ve Türkiyenin stratejik müttefiki olan ABD’de geçici olarak beklemeyi istemektedir. “Geçici” denilen olgu ise aslında daimidir, tam Karabağ sorunu misali
1993 yılı Ağustos ayında, Ermenilerin Azerbaycan topraklarını işgali sırasında Tansu Çiller’in talimatıyla Ermenistan sınırına toplanmış binlerce Türk Silahlı Kuvvetleri askerleri hançeri gösterip yeniden kınına koymak gibi bir şeydir. Ermenistan’a karşı güç kullanmaktan yoksun Türkiye, diplomatik görüşmelerde de aktif katılımcı olamamıştır. Çünkü Ermenistan’la diplomatik ilişkileri kestiği için tarafsızlık statüsünü de kaybetmiştir. Türkiye ile hiçbir zaman iyi komşu olmamış İran bütün ekonomik gücüyle Ermenistan’a girmiş, Ermenistan’ın bu bölgede Rusya’dan sonra ikinci büyük müttefiki ortaya çıkmıştır. Ardından Ermeni lobisi yeniden Türkiye’de Ermeni soykırımını gündeme getirmiştir. Ermeniler bu dönemde saldırdıkları kadar Türkiye’ye karşı hiçbir zaman bu kadar hayasızca saldırmamıştır.

Bu noktada soykırımla ilgili birkaç söz söylemek isterim;
Birincisi Ermenilerin utanmadan dile getirdikleri iftiralara karşı gerçekleri dünyaya anlatmak için, dünyanın dört bir tarafına yayılmış Türklerden ve gelişmiş enformasyon araçlarından faydalanmada hükümetlerin, özellikle zayıf, hevessiz bir şekilde faydalanması çok ilginçtir. Ermeni lobisinin mali olanakları abartılmamalıdır. Evet, onlar dünyada belli mali güce sahiptir. Fakat toplam 6 milyon olan dünya Ermenilerinin mali gücü yaklaşık 150 milyonluk Türklerin mali olanaklarından belki de defalarca azdır.
İkincisi bu olaylar Osmanlı döneminde meydana gelmiştir. Yeni Türk Cumhuriyeti Osmanlı’nın devamı değildir ve onun ne haklarını ne de sorumluluklarını üslenemez.
Üçüncüsü bu olayları Türklerin Ermenilere karşı yaptıkları soykırım olarak adlandırmak cahilliktir. Bu olayların tek bir adı olabilir – Türkiye’de iç savaş. Çünkü Türkiye’deki yurttaşların bir kısmı diğerine karşı silahlı mücadeleye başlamıştır. Bunun adı ise sadece iç savaştır. Tarihte gerçekleşmiş iç savaşların hangi birisinde kan dökülmemiştir. Amerika’da iç savaşta yaklaşık 1 milyon insan öldürülmüştür. Rusya’dakı iç savaşta ise yaklaşık 5 milion insan hayatını kaybetmiştir. Türkiye’de düşünülmüş bir soykırım yapıldığı söz konusu olamaz. Beyler, bu bir iç savaştır. İÇ SAVAŞ

Tarih tekerrür etmektedir. 1993 yılı sonlarında Rusya’daki darbe girişimi Yeltsin tarafından acımasızca bastırılmıştır. İki yıl içinde o ekibindeki radikal demokratik tutumlu bakanları birer bire istifaya göndererek hakimiyetini elinde tutabilmiştir. 1996 yılında yapılacak Yeltsin in başkanlık seçimlerinde ona zarar verebilecek tüm girişimler engellenmiştir.

Türkiye ise 1994’de Azerbaycan ordusunun oluşturulmasında önemli rol almıştır ve bir daha vurgulamak istiyorum ki Azerbaycan halkı her zaman şerefli ve vicdanlı Türk askerine minnettar olmalıdır. Fakat geç kalınmıştır. 1996 da Azerbaycan’ın topraklarını kurtarmak için sadece silahlı mücadele’nin yeterli olmayacağı belli olmuştur.

Rusya’da 2000 yılında oluşmuş Putin rejimi ve Obamanın 2008 yılında Devlet Başkanı seçilmesi bölgedeki siyasi durumu yeniden değiştirmiştir.ABD Senatosunda Ermeni lobisine önderlik eden Edward Kennedy (Obama’nın iktidara gelmesinde önemli rol oynamış Kennedy’ler ailesinden,geçtiğimiz günlerde öldü.) Senatör Obama’yı önderliğini yaptığı lobi grubuna dahil etmiştir. Genelde Demokrat Partili Kongre üyeleri Ermenileri destekliyor, fakat Beyaz Saray Başkanın hangi partiye mensup olmasına bakmaksızın Türkiye’yi desteklemek zorundadır. Şimdilik Türkiye bölgede ABD’ nin stratejik bir ortağıdır. Bunun dışında Türkiye Amerika’ya İsrail-Filistin, İran’la ilgili, genel olarak Doğudaki Müslümanlarla politikası açından stratejik partnerdir. Obama ABD’nin iç ve dış politikasından yegane sorumlusu olan Başkan makamına oturduktan sonra bölgede Türkiye’nin önemini hissetmiş ve soykırım iddiasıyla bu ilişkileri zedelemenin zararlı olacağının farkına varmıştır. ABD’nin bu politikası ebedi olarak devam etmez. Bölgede örneğin İran veya Mısır gibi ülkeler stratejik partnere dönüşürse Türkiye’nin konumu önem kaybedecektir. Ona göre de Türkiye bugünkü önemli konumunu kullanarak gelecek açısından da önemini kaybetmemeli, tüm önyargıları bir tarafa bırakarak Avrupa Birliği üyesi olmaya çalışmalıdır.

Başkan Obama Ermenilerle ilgili Kongre üyelerinin baskısını azaltmak amacıyla Türk-Ermeni diplomatik ilişkilerinin oluşmasını isteyen birisidir ve bunun için çalışmaktadır. Kendi gücünü sivil, ekonomik bütünleşme yoluyla geliştiremeyen Rusya, başka yolla, daha doğrusu her bağımsız eski Sovyet cumhuriyetinde toprak sorunu çıkarmakla baş yargıç rolüne üstlenmek istemektedir. Başka bir ifade ile sınırsız kontrol fonksiyonunu gerçekleştirmek istemektedir. Rusya Güney Kafkasya ülkelerinin hakimi konumuna gelmiştir ve her zaman Azerbaycan ve Gürcistan’ı elde tutmak için bugün ve gelecekte Dağlık Karabağ, Abhazya, Osetya sorununu çözme yolunda samimi girişimlerde bulunmayacaktır. Rusya ya göre Ermenistan ise zaten Rusya ya aittir.

Bugün Rusya’nın esas amacı Ukrayna’yı kendine tabi ettirmektedir. Ukrayna Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Rusya’nın çıkarlarına uygun gelen gelişmeler yaşanmazsa daha radikal adımlar atacaktır. Şunu da dikkate alırsak ki 50 milyonluk Ukrayna halkı Ruslar’ın istediği gibi olmayacak, er geç Kırım sorununu ortaya atacaklardır. Rusların bununla ilgili saldırganlığı sadece aşağıdakiler sayesinde alınabilir:

  • Rusya nın Kendi içinde yeni bağımsız cumhuriyetlere parçalanması
  • Petrol fiyatının 30 dolların altına düşmesi veya veya dünyada alternatif enerjilerin kullanımının petrole göre %40 artmasına.

Stratejik olarak Ruslar Ermenistan’ı güvenli bölgeye dönüştürerek dikkatleri Ukrayna’ya çekmek için Türk-Ermeni diplomatik ilişkilerini desteklemektedir. Fakat Rusya hiçbir zaman Ermenilerin Türklerle dostluğuna müsaade etmemiştir ve etmeyecektir de.

Rusya aynı zamanda Türk dış politikasından Abhazya ile ilişkilerin geliştirilmesini beklemektedir. Yani burada Türkiye’nin Abhazya’yı tanıması söz konusu olamaz, sadece ekonomik ilişkiler ve ekonomik yatırımlar söz konusudur. 19-20. yüzyılın tecrübesi; Rusya’nın Türkiye sınırlarına yakınlaşması her zaman Türkiye için belli sorunlar meydana getirdiğini göstermektedir. Ona göre bugün Rusya ile Türkiye arasında tampon bölge rolünü oynayan Ukrayna, Gürcistan gibi ülkeler Türkiye’nin politikasında önemli yere sahip olmalıdırlar.

Bugün itibariyle 16 yıl devam eden Türkiye Ermenistan diplomatik ilişkilerinin yokluğunun ne Azerbaycan ne de Türkiye’ye yarar sağladığı bilinen gerçekliktir.
Türkiye-Ermenistan arsındaki ilişkilerde değişik partilerin eleştirilerine rağmen gelecek açısından bu adımın atılması gerekmektedir. AK Parti muhalefette olsaydı bugün muhalefette olanlar bu açılımı yapacaklardı. Bu dışarıdaki güçlerden ziyade zamanın bir dayatmasıdır. Türkiye içerisindeki tartışmalara demokrasinin bir gereği olarak bakmak gerekir. Klasik iktidar muhalefet mücadelesi olarak değerlendirmek daha gerçekçi olacaktır..

Peki bu diplomatik ilişkilerin sağlanması Ermenistan’a ne kazandırır? Ermeni lobisinin varlığına, Rusya ve İran gibi iki dost ülke tarafından himaye edilmesine rağmen, bugün Ermenistan çevresinden soyutlanmış bir ülkedir, Avrupa ile bağlantısı yoktur. Onun müttefiki olan İran tam, Rusya da kısmen Avrupa’dan soyutlandığı için bu ülkelerle işbirliği bu sorunu çözmemektedir. Türkiye Ermenistan için Avrupa’ya açılan bir penceredir. Bu pencere açılabilir veya kapatılabilir. Açılan pencereden gelen ışığa alıştıktan sonra aklı olan şahıs onu yeniden kapatmaz. Artık yeni bir dönem başlamıştır diyerek yeni döneme ait politikalar üretmeye başlar. Kazandıklarının kıymetini bilir. Ümit edelim

Teknik karakterli ilk adımdan sonra bu açılımı taraflar ve bölge için istikrara dönüştürmek, büyük zahmet ve analitik akıl gerektirir. Esas diplomasi ve ilişkilerin rasyonel bir şekilde yeniden inşaası protokolün iki ülke parlamentolarında onaylandıktan sonra başlayacağını unutmamak gerekir.

Türkiye Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü için mücadelesini bu protokolden sonra nasıl aktifleştirecek?, gerçekten kafkaslarda huzur ve güveni getirecek sonuçlar doğuran bir politika yürütebilecek mi?

Attığı bu pozitif adımlarla Avrupa Birliğine yakın bir tarihte girebilecek mi?

Türkiye nin nereye giderse karşısına çıkan ve Türkiyeyi gerçek bir bölgesel güç olmaktan alıkoyan, Ermenilerin Türkiye’ye karşı yönelttikleri sözde soykırım ithamlarından kurtulabilecek mi?...

Görüldüğü gibi ısrarla ve başarı ile sürdürülmesi gereken diplomatik bir mücadele var. Bu mücadelede iktidarıyla muhalefetiyle Türkiye hariciyesine yardımcı olmak öneriler sunmak, bilgi paylaşmak siyasetin esası olmalıdır. Çünkü konu çok yönlü ilişkileri düzenleyecek niteliktedir. Türkiye-Ermenistan, Türkiye-Azerbaycan, Azerbaycan-Ermenistan, Türkiye-ABD, Türkiye –Rusya ,Türkiye-AB daha da çoğaltabiliriz.

Analiz birilerine akıl vermek amacıyla hazırlanmamıştır. Bir dönem Azerbaycan Parlamento başkanlığı yapmam,hala Azerbaycan siyasetinin bir parçası olmam, yaşadığım olaylardan edindiğim tecrübelerimi paylaşmak isteğim, ilgisiz kalamayacağım son gelişmeler karşısında kişisel görüşümü ifade etmek ihtiyacını doğurmuştur.

(Tarihi olaylar ve bugünkü gerçeklik)
 

Beğendiniz mi ?

Facebook da Paylaş

Bu içeriği beğenenler

APM E-Bülten

Dış politika analizleri, gündemdeki konular hakkında APM uzmanlarının hazırladığı çalışmalara ilk ulaşan siz olmak ister misiniz?

İsminiz:

E-Posta:

Bizi Takip Edin

facebook twitter


© Alternatif Politikalar Merkezi. Tüm Hakları Saklıdır.