APM ?
APM'den Haberler
Yorum Farkı - Son Yazılar
Bilgi Merkezi - Başlıklar
APM video
| Devrimin yeni 'guard'ı ; Rafsancani |
|
|
|
| Yorum Farkı |
| Salı, 07 Temmuz 2009 16:28 |
|
1979'dan beri otuz bir kez büyük seçimlere sahne olan İran'da her seferinde usulsüzlük iddiaları seslendirilmişse de ülke ilk kez 12 Haziran'daki seçimler kadar iktidar ve muhalefet, dahası temel kurumlar arasında bu denli ciddi anlaşmazlıkların yaşandığına şahit olmuştur.
Kanaatimizce seçim krizi, ülkede dinsel otorite ile siyasî liderlik arasında dengeli bir yapı kurulmasını isteyenlerle karşı devrim fikirlerinin kısa sürede sönerek Ayetullah müessesesinin tek hakim konumunu korumasını talep edenlerin büyük bir çatışma halinde olduğunu göstermiştir.
Dahası söz konusu sorunun cevabı, cumhurbaşkanını azletme, savaş ilanı, ordunun başkomutanlığı ve ulusal politikalar belirleme gibi son derece önemli siyasî yetkiler elde eden Hamaney'in temsil ettiği Veli Fakih kurumunun daha dengeli, kontrollü ve siyasî denetime açık bir yapıya kavuşturulması ve uzun vadede bu makamı temsil edecek kişinin halk tarafından seçilmesi yönündeki taleplerin alacağı karşılıkta saklıdır. Aslında bu taleplerin satır aralarında siyasetin din adamları tarafından değil bizzat siyasetçilerce yönlendirilmesi ve dahası halk tarafından seçildiği halde yönetimde ancak üçüncü sırada kendisine yer bulabilen cumhurbaşkanının ruhanî liderle eş güce kavuşturulması isteğinin yattığı gözden uzak tutulmamalıdır. Muhalefetin öfkesinin yoğunlaştığı kişi olan Hamaney ekseninde yaşanan tartışmaların merkezinde, seçim öncesinde tavrını açık bir şekilde Ahmedinejad'dan yana koyması ve bununla yetinmeyip seçim sonuçları kesinleşmeden Ahmedinejad'ın zaferini ilan etmesi yatmaktadır. Bu tercihlerinin yanı sıra Hamaney'in Tahran Üniversitesi'ndeki cuma hutbesinde de bu tavrını devam ettirerek halkı ülkenin düşmanlığıyla itham edecek bir tavırla sokaktan çekilmeye çağırması, yaşanan krizi rejim sorunu olmaktan çok bir Hamaney sorunu haline dönüştürmüş ve dinî lideri hedef yapmıştır. Bu anlamda, sürecin derinleşmesiyle birlikte durumun ciddiyetinin farkına varan Hamaney'in üç hayır, "seçimin tekrarlanmasına hayır, gösterilere hayır, tavizlere hayır" olarak özetlenebilecek söyleminden dört temel konuda geri adım atması, son derece dikkate değerdir. Bu açıdan: Bütün bu gelişmeler sonrasında gelinen nokta hem muhalefet hem de iktidarın 1979 devriminin ilke ve prensiplerini bir tabu olarak görmeye devam ettiğini ve rejim değişikliğinden ziyade din ile siyaset arasındaki çekişmenin krizin odak noktası olduğunu göstermiştir. Bu noktada asıl dikkat çekici gelişme, devrimin ruhanî lideri İmam Humeyni'nin vekili konumuna kadar yükselen ve bizzat Humeyni tarafından "hayatının meyvesi" olarak nitelendirilen, ancak 1988'de insan hakları ve idamlar konusunda eleştirileri sonrasında istenmeyen adam ilan edilen reformistlerin önde gelen isimlerinden olan Ayetullah Hüseyin Ali Muntazari'nin "İran halkının, barışçı gösterilerde yasal haklarını kullanamaması ve engellenmesi halinde, öfkenin artmasıyla, ne kadar güçlü olursa olsun, herhangi bir hükümetin düşebileceğini, hükümetin şimdi eylemciler, düşünürler ve aydınlarla siyasî hesaplaşma peşine düştüğünü" ileri sürerek ani bir kararla siyasete dönmesi olmuştur. Mahmud Ahmedinejad'ın büyük farkla cumhurbaşkanı seçilmesini "hiçbir aklıselimin kabul edemeyeceğini" ifade eden Muntazari, giderek uyarılarının dozunu artırmış ve seçime yönelik iddiaların soruşturulması için bağımsız bir komisyon kurulmasını istemekten de geri durmamıştır. Ancak Muntazari'nin açıklamaları ve siyaset sahnesine dönmesi, kendisinden çok muhalefetin ağır topu konumuna yükselen Haşimi Rafsancani'ye hizmet edecek gibi görünmektedir. Nitekim, Rafsancani, kıvrak bir siyasî manevrayla bu beyanlardan destek almayı ve böylece muhalefeti etrafına toplamayı başarmıştır. Bu gelişmeye ek olarak: İran, uzun tarihsel geçmişiyle, siyasî gelenekleriyle bölgenin önemli aktörleri arasında yer almaktadır. Önümüzdeki günlerde muhalif kesimin istekleri doğrultusunda bir gelişme yaşansa dahi bu durum "Yeni İran"ın, İngiltere başta olmak üzere Avrupa Birliği'nin esnek, uzlaşıya açık ve kendisine yakın bir ülke olacağı anlamında gelmemektedir. Anlaşılan odur ki; Rafsancani yıllar önce İran'da birçok kişiyle yaşadığı ayrılıkları bir kenara bırakmış ve başta Muntazari olmak üzere ülkedeki reform taraftarlarıyla işbirliği içerisine girmeyi uygun görmüştür. Fakat bu hamlelerin onu ne denli başarıya götüreceği ancak önümüzdeki günlerde görülecektir. Böylesi bir durumda en karanlık senaryo, ordunun yaşanan krizi bastırmak için devreye girmesi olacaktır ki; bu gelişmenin ülkeyi nereye sürükleyebileceği ayrı bir tartışma konusudur. Bu ihtimalin önüne geçmek için iktidarın önündeki tek seçenek, muhalefetin ortaya koymuş olduğu talepleri ciddi bir şekilde değerlendirmek ve anayasal reform çabasına girişmektir. Aksi takdirde devam etmekte olan olayları üç milyon kişilik Besic güçlerinin dahi durdurmakta aciz kalacağı bilinmelidir. Fakat böylesi bir işbirliğinin gerçekleşmesinin ne denli güç olduğu dikkate alındığında iktidar ve muhalefet arasındaki kum fırtınasını ancak Kum'dan gelebilecek bir müdahalenin dindirebileceği ihtimali ağır basmaktadır. Prof. Samir Salha Alternatif Politikalar Merkezi |






Ancak her şeye rağmen, giderek alevlenen krizin çözüm anahtarının Hamaney ile birlikte başta Ahmedinejad ve Anayasa Koruyucular Konseyi'nin oluşturduğu ittifakta mı yoksa krizi yakından takip eden ve Rafsancani'nin ikna çabaları sonrasında sesini yükseltmeye başlayan kutsal Kum şehrinin "Devrim Rehberi"ni seçim yetkisini elinde tutan Uzmanlar Konseyi'nde mi olduğu sorusunun cevabını vermek için henüz erken.