YUVARLANAN TAŞ YOSUN TUTMAZ

Millet olarak, gerek günlük yaşantımızda, gerekse iş hayatımızda uzun vadeli planlamalar yapamıyoruz. Genellikle günübirlik yaşıyoruz. Zorunlu olarak yaptığımız hesapları da bir türlü tutturamıyoruz ve sürekli gözden geçirmek zorunda kalıyoruz.
Trafikte kullandığımız güzergâhlar çok kısa aralıklarla değişiyor. Bir gün öncesinde çift yönlü trafiğe açık olan bir yoldan ertesi sabah geçmek istediğimizde ya yolun tamamen kapalı veya tek yönlü hale getirilmiş olduğunu görüyoruz.
Belediyelerin bir partiden diğerine geçtiği yerel seçimler sonrasında sokak, cadde, meydan veya park isimlerinin değiştirildiğine sıkça şahit oluyoruz. Bu nedenle de aradığımız adresleri bir türlü bulamıyoruz.
Geçtiğimiz Cuma günü Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yapılan bir panelde konuşmacılardan biri dinleyicilere, yazın deniz kenarında oynayan yabancı ve Türk çocuklarının oyunları hakkında ilginç bir gözlemini aktardı. Gözlem şöyle: Türk çocukları genellikle tek başlarına küçük kovalara doldurdukları ıslak kumları ters çevirip yan yana kuleler diziyor ve sonrasında bu kuleleri tekmeleyerek dağıtıyor. Yabancı çocuklar ise kolektif olarak etrafı kale duvarları ile çevrili nizami şehirler kuruyorlar, akşam olunca da kurdukları bu şehirleri olduğu gibi bırakarak oradan ayrılıyorlar. Bu güzel eseri yerle bir etmek zevki (!)gene bir Türk yetişkine veya Türk çocuğuna kısmet oluyor.
Yaklaşan yeni yıl ile birlikte zihnim “zaman” ve “takvim” kavramlarıyla meşgul. Bu konuda yaptığım kısa bir araştırma sonucunda Türklerin bu güne kadar beş takvim değiştirdiklerini öğrendim. İlki on iki hayvanlı Türk takvimi, ikincisi Celali Takvim, üçüncüsü Hicri Takvim, dördüncüsü Rumi Takvim ve sonuncusu da Miladi takvim. Şu an kutlamaya hazırlandığımız yılbaşı, 1926 yılında kabul ettiğimiz ve Yeni Çağ’da Papa XII. Gregor tarafından yeniden düzenlenen Gregoryan Takvimine göre tarihin başlangıcını ifade ediyor. Daha sonra adı “Miladi Takvim” olarak değiştirilmiş olan bu takvimin kronolojik sıfır noktası Hz. İsa’nın doğum günü.
Çin’de, Türklerin ilk kullandığı on iki hayvanlı takvim hiç değiştirilmemiş. Geçtiğimiz günlerde ziyaretime gelen Çince Çeviribilim Bölümü Öğretim üyelerinden Minghua Xing’e bu konuda ne düşündüğünü sordum. Çinlilerin uzun vadeli planlar yaptıklarını, alfabeleri ve takvimleri dâhil pek çok şeyi eskisi gibi muhafaza etmeye özen gösterdiklerini anlattı. Çin’in yerleşik bir uygarlık, Türklerin ise savaşçı ve göçebe bir millet olduğunu söyledi ve ekledi: “Zaaf olarak gördüğünüz bu durumunuzun, ani değişikliklere uyum sağlama gibi bir pozitif yanının bulunduğunu da hatırlamak gerekir”.
Bunun kararını sizlere bırakırken sağlıklı, mutlu ve başarılarla dolu yeni bir yıl diliyorum.
|