APM ?
APM'den Haberler
Yorum Farkı - Son Yazılar
Bilgi Merkezi - Başlıklar
APM video
| Bize Özgü Laiklik Anlayışı |
|
|
|
| Yorum Farkı |
| Cuma, 05 Şubat 2010 14:38 |
|
“İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) Sinan Işık isimli Alevi bir vatandaşımızın başvurusu üzerine verdiği son kararı “bize özgü” (!) laiklik anlayışının Avrupa standartlarına yaklaştırılması açısından önemlidir."
Önce İHAM’nin Kararını hatırlayalım. Sinan Işık adlı yurttaşımız nüfus cüzdanındaki “din” hanesine “İslam” yerine “Alevi” yazdırmak için Nüfus Müdürlüğüne başvurur ve isteği reddedilince İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine dava açar. Mahkeme, bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan (DİB) görüş sorar ve DİB’nın, “Aleviliğin bağımsız bir din olmadığı, İslam’ın bir yorumu olduğu” yolundaki mütalaası üzerine de davayı reddeder. Karar Yargıtay’ca da onanarak kesinleşir. Daha sonra Sinan Işık İHAM’ne dava açar. İHAM, DİB’nın görüşüne başvurulmasının ve bu görüşe dayanarak davanın reddedilmesinin devletin dini inançlar karşısındaki tarafsızlığı ile bağdaşmadığına karar verir. Mahkeme, Hükümetin mevzuta göre “Aile kütüklerindeki din bilgisine ilişkin talepler, kişinin yazılı beyanına uygun olarak tescil edilir, değiştirilir, boş bırakılır veya silinir” yolundaki savunmasına da kararında yer verir. İHAM’ne göre, din hanesinin boş bırakılması için başvuru zorunluluğu getirilmesi dini inanç özgürlüğü ile bağdaşmaz. Şimdi ne olacak? İHAM kararları iç hukukumuzun bir parçasıdır ve bağlayıcı niteliktedir. Mahkeme kararlarının uygulanması, ihlale yol açan nedenin ortadan kaldırılmasını, yani mevzuatımızın karara uygun biçimde değiştirilmesini gerektirir. İHAM’nin Sinan Işık kararı söz konusu olduğunda ise Türkiye’nin 25.4.2006 tarih, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 7/1 maddesinin (e) bendini ilga etmesi gerekecektir. Peki, bu güne kadar bu ihlale kendi iç yargı sistemiz içinde son verilemez miydi? Kuşkusuz verilebilirdi. Çünkü Nüfus yasasının anılan maddesi açıkça Anayasanın “kimse dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz” hükmüne aykırılık oluşturmaktaydı (Any. Md. 24/2). Ancak Anayasa Mahkememiz bu düzenlemenin laikliğe aykırı olmadığına hükmetti ve şöyle dedi: “Nüfus Yasası’n(da) yer alan “din”le ilgili bilgi, kişinin aile kütüğüne yazılacak bilgilerden biri olup (…) bunun herhangi bir nedenle ve yolla Cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı biçimde kullanılması, ya da laiklik ilkesine aykırı bir anlamda yorumlanması olanaklı değildir.” (AYM, E: 1995/17, K: 1995/ 16, Kt. 21.06.1995). Yani bize özgü laiklik anlayışına göre (!), kişinin nüfus cüzdanında ve aile kütüğünde hangi dine mensup olduğunun belirtilmesi bir insan hakları ihlali değildir. İnsan hakları alanında pek çok iyileştirmeye öncülük eden yasama organımız anılan yasa maddesini değiştirerek konunun İHAM’a kadar götürülmesine engel olamaz mıydı? Kuşkusuz engel olabilirdi. Çünkü Nüfus Hizmetleri Kanunu daha yakın bir geçmişte, yani 25.4.2006 tarihinde yasalaştığına göre bu mümkündü. Fakat yasama organı da eski kanunda yer alan bu düzenlemeyi değiştirmeden yeni yasaya aynen aktardı. Belki de ortada Anayasa Mahkemesinin bize özgü laiklik yorumu varken aksi bir düzenleme düşünülmedi. Sonunda benzer pek çok konuda olduğu gibi, Sözleşmeye aykırılığın giderilebilmesi için İHAM kararını beklememiz gerekti. Bu nedenle Sinan Işık kararının, “bize özgü laiklik anlayışı”mızın uluslar arası insan hakları hukukunun öngördüğü standartlara yaklaştırılması açısından faydalı olduğunu kabul etmeliyiz.
Prof. Dr. Mustafa KOÇAK
|






